Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Türk düşmanı philippe de villiers’nin son numarası: chirac, türk türbanıyla boy hedefi, türkiye ise hedef tahtası.

Milliyet · 5 Şubat 2005

Paris.- ‘AB’de Türkiye’ye hayır’ sloganının patentini almak üzere yaptığı başvuruyla ünlü Türkiye muhalifi, Fransız Hareket Partisi’nin lideri ve tek milletvekili, aşırı sağcı Philippe de Villiers, Türkiye’ye destek vermekle itham ettiği cumhurbaşkanı Chirac’la alay eden bir kitap yayımladı. ‘Büyük Mamamuşi’nin Alaturkalıkları’ başlığını taşıyan kitabın kapağında, cumhurbaşkanı Chirac Osmanlı sultanı kılığında bağdaş kurmuş resmediliyor.

Fransız cumhurbaşkanı Jacques Chirac’a, 17.yüzyıl Fransız güldürü yazarı Moliere’in Türklerle alay etmek için yarattığı karakter ‘Büyük Müftü Mamamuşi’ diye hakaret edilen kitapta, Türkiye ile ilgili sayısız düzmece bilginin yanısıra, düzeysiz ithamlar ve aşağılayıcı nitelemeler yer alıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’ye yaptığı hizmetler dolayısıyla Fransa cumhurbaşkanı Chirac’a ödül vereceğini öne süren Philippe de Villiers, söz konusu ödülün ‘Onur Kavuğu’ olması gerektiğini savunuyor. ‘Fransa tarihinde ilk kez bir Mamamuşi tarafından yönetiliyor,’ diye yazan De Villiers, Chirac’ı Avrupa’da değil Avrasya’da yaşamakla suçluyor; giderek ‘Araplaşan’ Türkiye’nin AB üyeliği sürecini ‘Bozkır koyunları dönemine girildi’ diye yorumluyor. Kitapta AKP’nin Avrupa’yı İslamlaştırmak peşinde koştuğu ileri sürülürken, ‘Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ün kafalarına birer kavuk dolayın ya da fes oturtun, birer çember de sakal ekleyin, bakın ne güzel halife olurlar!” diye alay ediliyor.

Mamamuşi kimdir:

Moliere, ‘Mamamuşi’ karakterini, 1669 yılında ilk kez Fransa’ya gelen Türk elçilerinin gözlerini Versaille sarayının şaşasıyla kamaştıramadığına sinirlenen 14.Louis’nin ‘Türkleri küçük düşürücü’ bir piyes yazması emriyle yaratmıştı. ‘Efendi Burjuva’ piyesinde görgüsüz zengin Mr.Jourdain, yüksek sosyeteye girebilmek için Türk müftüsü Mamamuşi kılığında düşüp kalkarak şaklabanlık yapıyor ve mumlar dikili bir kavuk taşıyordu.

Kitaptan çarpıcı bölümler:

*Chirac artık ‘dana kelle’ değil, ‘Türk kelle’ seviyor.

*Erdoğan’ın türbanlı hanımı Emine’nin tesettürü Yunanistan basınında konu olunca, Paris’e ‘hanımsız’ gelmesi istendi.

*Avrupa, Türkiye’ye karşı kurulmuştur. Avrupa’nın tarihi Türk saldırganlığına, Türk işgaline karşı durmak, direnmek ve yenmek tarihidir. Türkiye’nin Avrupa’daki geçmişi, ardında iki kelimelik bir hatıra bırakmıştır: Acı ve yıkım.

* Avrupa yataksa, bütün yatağı Türkiye kapladı.

* Türkiye radyo ve televizyonlarında İslami propaganda yılda 200 saati geçti. TBMM’de mescit var, alkol yok. Kadınların % 70’i tesettürsüz sokağa çıkamıyor.

* ERDOĞAN’LA GÜL’ÜN KAFALARINA BİRER KAVUK DOLAYIP YA DA FES OTURTUN, BİRER ÇEMBER DE SAKAL EKLEYİN, BAKIN NE GÜZEL HALİFE OLURLAR!

*Kuzey Afrika Arapları, Anadolu Türklerinden çok daha Avrupalı.

*Kadınların %70’inin tesettürlü olduğu, devletin 90 bin imam besleyip binlerce camii kurduğu, kimlik kartında din hanesi yazan ve İslamcı AKP’nin yönettiği bir ülkede hala laiklik kalmış mıdır?

*Hangi Avrupalı, kültürlü bile olsa bir tek Türk yazar, Türk filozof, Türk müzisyen adı bilir?

*Türkiye, Rusya ve Çin’de Amerikan etkinliğinin yerini almak istiyor. Çindeki Xinjiang’lı ayrılıkçı Uygurların Türkiye topraklarında askeri talim üsleri var.

* Türkiye Pantürkizm’den vazgeçmedi, AKP hükümeti Pantürkizmi Panislamizmin hizmetine koştu.

* Türkiye, Anadalu’ya yakın Yunan adalarını kıt’a sahanlığında oldukları gerekçesiyle kendisine bağlamak istiyor.

* Türkiye, Mezopotamya’nın iki büyük nehri Dicle ile Fırat’ı hemen hemen kuruttu. Dicle’nin Irak’a akan debisi, olması gerekenin sekizde biri.

*1915’te tamamen laik ve parlamenter bir Türk hükümeti Ermeni soykırımını mecliste oylayıp uygulamaya koydu.

*AKP’nin üniversitelerde tesettüre izin projesine karşı tek engeli oluşturan Türk ordusunda bile İslamcılığın yayılması engellenemiyor, subay ve astsubay eşlerinin çoğu tesettürlü.

* Türkiye terörizm, uyuşturucu ve insan kaçakçılığının Avrasya’daki ‘randevu’ noktasıdır.