Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Cehenneme asansör

Radikal · 11 Şubat 2005

Demokrasi, gerek düşünce, gerekse hareket özgürlüğü anlamında toplumun tüm katlarına eşit hızda hizmet veren 'asansör' bir rejimdir. İlk katlara çabuk ulaşır, son katlara daha geç, ama kendi hızı değişmez. İsteyen kullanmaz, merdivenleri çıkar, ama toplumun ortak rejimi olarak herkes bedelini öder, kimse bozamaz, devreden çıkaramaz.

Oysa Türkiye'de, demokrasinin ortak bir konsensüs, dolayısıyla 'kullanmadığı özgürlüğe de katılım rejimi' olduğuna basmayan kimi kafalar, asansörü kullanmadıkları gerekçesiyle kendi katlarındaki kapıları kapatıp, bedelini ödemiyorlar. Kimi kafaların odunluğundan yararlanan ötekiler, asansörü yalnızca kendi katlarına, yani amaçlarına ulaşmak için kullanırken, berikiler ise düpedüz devre dışı bırakmaya çalışıyorlar.

Osman Şirin, 'laikliğin dinsizlik olduğunu' savunan bir köşe yazarının 'şeriatçı düşünce ifadesini suç saymayan' Yargıtay Ceza Kurulu Başkanı, üstelik kurulun 13'e karşı 14 oyla aldığı bu kararın alınmasında, gerekçeli yazımında belli ki en etkili olmuş kişi.

Oysa; aslında 'laisizm'le 'laisite'yi karıştıran, zaten ne laiklik tarihi, ne felsefe ne de dil bilgisinden nasibini almış şeriatçı bir yazarın yanlış olmakla kalmayıp laik düşünce sahibi insanlara düpedüz 'iftira' atan yazısını suç saymayan aynı Osman Şirin, Adalet Bakanlığı'nın ocak ayında hâkim ve savcılara 'eğitim' vermek üzere düzenlediği seminerde, yeni TCK'nın inanç, düşünce ve kanaat özgürlüğünü düzenleyen 115. maddesini eleştirmiş ve: 'Yüzde 98'i Müslüman Türkiye'de dini inanç yayma özgürlüğünden ancak ve sadece diğer dinlerin misyonerleri yararlanabilir, bunlara sağlanan kolaylık da ülke düzenini bozabilir,' demiş (Gökçer Tahincioğlu'nun haberi, Milliyet 10.02.2005).

Başka bir deyişle, sayın seyirciler, Türkiye'nin Yargıtay Ceza Kurulu Başkanı Osman Şirin, laikliği bilmeyen ve laiklere 'iftira' atan İslami şeriat söyleminde suç bulmuyor, ancak şeriattan gayrı, İslamiyet'ten başka dinlerin söylemini sakıncalı buluyor.

Sizin anlayacağınız sayın seyirciler, AB sürecindeki Türkiye'nin demokratik olması gereken hukuk devletinde, daha hâlâ 'Müslüman mahallesinde salyangoz satmak' özgürlüğü yok, ama 'Salyangoz satanlara kâfir ve murdar,' demek özgürlüğü kazanıldı.

Tek kata, şeriat katına çıkan bir demokratik asansörde, varın siz düşünün bir de 'salyangoz tatmaya kalkanlara' neler edileceğini.

Türkiye'nin demokrasi asansörü, başka katlarda sık sık bozulmaya başladı, laiklik katı es geçiliyor, 'Asansör bozuldu, durmuyor' deniyor, ama korkarım kapısı zaten kilitlendi. Hani neredeyse, AKP'nin demokrasiden yalnızca Müslümanlara işleyen bir demokrasi anladığına ve AB'yi ve bu arada benim gibi AB'li bir Türkiye isteyenlerin demokrasi söylemini de 'İslami devlet' amacına ulaşmak için kullandığına inanacağım.

İnanç, söylemle eylemin istikrarlı bütünlüğünü gerektiren bir duygudur.

Ne acıdır ki Başbakan Tayyip Erdoğan ile Alman Welt am Sontagg gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Christoph Keese'nin arasındaki 'türban' polemiğinde, daha ilk başta, Başbakan 'Öyle bir röportaj vermedim,' gazeteci ise 'Verdi,' dediğinde, gazeteciye inandım ben. Sonunda da gazetecinin doğruluğu ortaya çıktı.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum: Türkiye, AB sürecinde büyük bir rehavete girdi. 3 Ekim'de müzakerelere başlayacak bir ülkede, AB'nin 'görmek istediği' uygulamalara yönelik tartışma kapandı gitti. Adeta Türkiye için önemli olan, üyeliğe varmak değil, bir müzakere tarihi almaktı, alındı, bitti. Bu rehavete, Yargıtay Ceza Kurulu Başkanı'nın inanç ve düşünce özgürlüğünden 'ne' anladığı, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın da kadında türbanı Allah'ın şık bir emri olarak algıladığı eklenince, Türkiye'de demokrasi asansörünün hangi 'farz' katına programlandığı anlaşılıyor.

Demek ki AB özgürlükleri, AB özgürlüklerini savunan bizler, düpedüz alet edilmişiz bu yolculuğa.

2007'de Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle iş tamam, AB haram ilan edilecek gibi görünüyor. İşte o zaman, halimiz yaman. Çünkü şeriata çıkan bu asansör, cehennem katında durur ancak.