Üzümün kanı
Radikal · 15 Şubat 2005
‘Hurmalıkların ve üzüm bağlarının meyvelerinden hem sarhoşluk içkisi, hem de hoş bir besi edinirsiniz. Bunların içinde anlayana ayetler vardır.’
Kur’an (16/67, Nahl Suresi)
AKP hükümeti, Türkiye’de yeni palazlanmakta olan şarapçılık sektörünü öldürüyor. 1 Şubat’ta yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararıyla şarap üzerindeki Özel Tüketim Vergisi %118 oranında arttırıldı ve böylece bir şişe şarabın fiatı, 1,5 YTL’den 5 ile 6 YTL’ye dayandı. Bu vergi, Türk şarapçılığının idamıdır. Üretime dayalı bir ekonomi ve istihdam yaratan, üstelik parlak bir gelecek vaadeden şarapçılık sektörünün ipini çekmek için ya delilik gerekirdi, ya divanelik. Dördüncü Murat bile beceremedi, kısmet AKP’ninmiş.
Anadolu topraklarında Türkiye’nin tarihinden çok daha eski bir kültürün desteklenmesi gerekirken kösteklenmesi, canlandırılması gerekirken öldürülmesine elbette akıl eremezdi, ‘imamlık’ yetti.
Türkiye, dünyanın beşinci bağcılık ülkesi. Üzüm üretiminin ancak yüzde üçünün şarap yapımında kullanılması, budalalığın ötesinde bir ayıptı. AKP hükümeti, yüzde üçü bile ‘hoşgöremedi’, şarapçılığı batıracak, rahatlayacak. Çünkü bu ÖTV vergisi, besbelli bir siyasal iman ifadesi, şarap üreticilerini cezalandırmayı, Türkleri de içmekten caydırmayı amaçlıyor.
Şarapçılık, büyük, istikrarlı ve ciddi yatırım gerektiren, çünkü kaliteye endeksli bir üretim sektörü olmakla kalmayıp, özene, tutkuya, sevgiye dayanan bir iş. Vur, kazan, kaç sistemi geçerli değil şarapçılıkta. Yıl be yıl geliştirilen, zamana yayılan, köklü bir sanayii. Ve tabii çok kazançlı. Son çeyrek yüzyılda dünya şarap piyasasının önemi öylesine arttı ki, ABD, Avusturalya, Şili gibi ülkeler Fransa’nın tahtını sallıyor, İtalya, İspanya gibi tarihsel şarap ihracatçılarına rakip çıkıyorlar. Başka bir deyişle dünya gidiyor ‘Şarabistan’a, biz gidiyoruz Arabistan’a...diyeceğim ama, Fas bile Türkiye kadar zavallı ve sahipsiz değil şarapçılıkta.
4 Ocak’tan beri Fas’ın da artık ‘kökeni resmen tescilli’ AOC simgesini taşıyan, uluslararası bir şarap bağı var: Chateau Rosiane. Şarabın üretildiği Orta Atlas yamaçlarında 1400 hektarlık ‘Atlar Bağları’ kökeni tescil edilen Chateau Rosiane 2002’nin Fransa’ya ihracı, önceki hafta başladı. Fas’ın en zengin ailesi Zniber’e ait AOC simgesine hak kazanmış ve henüz AOG (kökeni denetim altında) şaraphanelerde, gelecek yıllardaki üretim stokları için üç bin meşe fıçı ve üç milyon şişe öngörülmüş.
Zniber ailesi, ‘Meknes Şaraphanesi’ olarak imzaladıkları 27 milyon şişe şarap yapıyorlar yılda. Bu şaraplardan 26 milyon şişe, Fas’ta tüketiliyor, 1 milyonu ihraç ediliyor.
Şarapçı ailenin ‘kurucu’ reisi İbrahim Zniber, Kral İkinci Hasan’ın eski danışmanı. Kendisine, ‘Müslüman ülkede şarapçılık nasıl oluyor?’ diye sorulduğunda, bu yazının başına aldığım Nahl suresinin 67. ayeti ile yanıt veriyor ve ekliyor: ‘İslamiyet şarabı yasaklamaz.’
Türk AKP, kuruluşunda parti isim aranırken, Fas’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nden ‘feyz’ almakta hiç beis görmediği gibi, simgesini de Fas’lı AKP’den esinlenmişti.
Fas’lı AKP’nin amblemi ‘gaz lambası’, oldu bizim AKP’de ‘elektrik ampulü’.
Ancak Müslüman Fas Krallığında, bir Fas şarabının dünya büyükleri arasına girdiğine, Türkiye Cumhuriyetinde ise şarapçılığın yok edildiğine bakarsak, bizim AKP’nin elektrik ampulü, Fas’lı AKP’nin ‘gaz lambası’ kadar aydınlık saçmıyor...
Laik Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu topraklardaki beş bin yıllık şarap üretimini, Nahl suresinin yalnız 67.inci değil, 69.uncu ayetiyle de savunmak gerekecek galiba: ‘Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü, uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, insanlar için şifa vardır. Kuşkusuz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.’
Şarap üretimiyle birlikte kendi ekonomisini baltalayan Türkiye’de, ya AKP düşünen bir topluluk değil dostlar, ya da Türkleri düşüncesiz sanıyor.
-----------------------------