Küresel petrol cinneti
Radikal · 22 Şubat 2005
Paranın dini yoktur, derler. Yeşil sermaye tersini kanıtladı mı, bilemem. Ama en azından petrol sanayinde, paranın yalnızca paraya iman ettiği anlaşıldı. Nasıl mı?
2004 yılında, dünyanın beş büyük özel petrol şirketi tarihsel bir rekor kırarak 85 milyar dolar kazanç sağladı. Dile bile kolay değil bu net karın 25,33 milyarı bir numaralı petrol devi Exxon Mobil’e düşen pay. Diğerleri sırasıyla Shell (18,5 milyar), BP (16,2 milyar), ChevronTexaco (13,3 milyar), Total (11,2 milyar) dolar kazandı.
6 Şubat’ta zil takıp oynayarak bilanço sonuçlarını açıklayan BP Genel Müdürü John Browne’ın iştahla müjdelediğine göre, bu daha bir şey değilmiş, asıl rekor kar, 2005 yılında edilecekmiş...
Gözümüz yok, ama güle güle harcasınlar diyemiyeceğim, çünkü sorun da bu zaten: Harcamıyorlar. İngiliz TG Sendikası Başkanı Tony Woodley, ‘Ayıp kazanç,’ diyor petrol şirketlerinin karlarına. ‘İstasyondaki benzin, motorin ve gaz fiatları, hatta elektrik fiatları sürekli artarken bu karlar ayıptır!’
Paylaşmamak olanaksız bir görüş, çünkü dünya ekonomisi demek olan petrol üretimini ellerinde tutmakla kalmayıp siyasal coğrafyayı çıkarlarına göre yönlendiren ve hatta savaş çıkarmak suretiyle yeniden biçimleyen petrol devleri, kapitalizmin en sağlıklı kuralına bile uymuyor, yatırım yapmıyorlar.
Aşırı karlarına karşın, dünyanın başına bela bu şirketler, petrol arama çalışmalarını hemen hemen durdurmuş, yeni kuyu açmıyor. Nedeni vahim olduğunca basit: Çin ve Hindistan’ın ekonomik büyümesine orantılı artan petrol ihtiyacı, Irak’taki belirsizlik, brüt petrol fiatlarını yükseltiyor, fiatlar yükselince de şirketlerin kar marjı tavan yapıyor.
Başka bir deyişle küresel petrol şirketlerinin yönetici ve ortakları, genelinde insanlığı, özelinde yoksul dünyayı inim inim inletmelerine karşılık, yalnızca paraya iman ediyor. Petrol paraya dönüşüyor, ama para daha çok petrole, dolayısıyla daha ucuz refaha dönüşmüyor.
Petrol arama (ve tabii bulma) çalışmalarını durdurarak üretimi tıkayan beş devin karşısına yavaş yavaş daha büyük bir güçle dikilen tek rakip var: Hemen tüm üretim sahalarına saldıran, kuyu açan, üretimi arttırmak için zorlayan, çünkü petrol ihtiyacı içinde kıvranan Çin ‘ulusal’ petrol şirketleri. Bir de Venezüela ‘illallah’ demiş durumda, özellikle Amerikan şirketlerini devre dışı bırakmak için doğrudan anlaşmalar yapıyor İran, Katar, Rusya ve Çin’le. Venezüela, büyük potansiyeli olan petrol üreticisi bir ülke. Ancak elini verip kolunu kaptırdığı Amerikan petrol şirketleri sayesinde, zaten onların kışkırtıp planladığı siyasal karışıklığı aşamadı ki yoksulluğunu yensin. Bilmem kaçıncı darbe girişiminden sonra, yoksulluktan kurtulmak için önce bu şirketlerden paçasını kurtarmaya çabalıyor şimdi. Ama Amerikan petrol ‘sülükleri’ her an, Venezüela’yı yeniden karıştıracak güçte. Yeryüzünde, şimdilik, gerçek anlamda diş geçiremedikleri tek ülke, Çin. Üretici Rusya’yı bile ‘borçlarına karşılık’ ırgalayabiliyor, Hindistan’ı Çin’e karşı kolladıkları için pek zorlamıyorlar.
Türkiye, bu sülüklerin en acıklı kurbanlarından biri. Türkiye’nin verimli bir petrol potansiyeli olduğu öteden beri varsayılıyordu, ancak uydular devreye gireliberi kuşkuya yer kalmadı. Güney Doğu’da petrol var, hatta bir ölçüde Doğu ve Kuzey Doğu’da da var.
Ancak ABD’de hükümet olan petrol şirketleri, Amerikan olmayan müttefiklerinin de icazetiyle, Türkiye’de petrol (aramaya bile gerek yok çünkü, nerede olduğu biliniyor) çıkarttırmıyorlar. Ülkemizde sivil hükümetler de biliyor bu yasağı, askeri merciler de.
Kafa tutmaya kalksalar, alimallah hükümet devirmekle kalmaz, iç savaş çıkartır Türkiye’de bu ‘kutsal’ ittifak. Neden derseniz, iki sonuçlu bir hesap var: Türkiye büyük bir ülke ve petrol ihtiyacı da büyük. Petrol ihtiyacını kendisi karşılar, üstelik borçlarını öderse, palazlanır ve ABD tarafından ‘yönetilemez’ hale gelir. Petrol ihracına kalkarsa büsbütün beter, çünkü yükselmesi istenen fiatların düşmesine neden olur.
İşte Türkiye’de kazmayı vurunca petrol fışkıran kuyuların betonlanması, petrol aramaya kalkan mühendislerin öldürülmesi ve devletin ‘kendisini alaşağı edeceğini’ bildiği güçlere kafa tutamamasının öyküsü, bu açık hesaptan ibaret olup, Çin’i ‘petrol arama’ya ortak ve davet edememek; IMF ve Dünya Bankasına borçlarımız yüzündendir.
Orta Doğu’da petrol tükendiği gün, emin olabilirsiniz, Allah’ın bir hikmeti olarak Türkiye’de şıppadanak petrol bulunacaktır.
-----------------------------------------