Büyüklüğün dayanılmaz boşluğu
Radikal · 25 Şubat 2005
Büyüklük kolay değil, içi boş büyüklük ise büsbütün zor. Türkiye de oldum olası bir büyüklük ceremesi çekiyor. AB'ye bakıyorsunuz, "Amanın Türkiye çok büyük ülke, içimize alırsak tepemize çıkar, bizi batırır," diyor. Derken ABD'ye bakıyorsunuz, AB'yi korkutan koca Türkiye'ye ufaklık muamelesi çekiyor, "Bak Amerikan düşmanlığı yaparsan, karışmam haa..." diye parmak sallıyor.
ABD parmak salladığı zaman, yumruğun ne zaman geleceği belli olmaz: İşte Afganistan, işte Irak. İşte parmağın daha hızla sallanmaya başladığı Suriye ve İran'da yumruğa çeyrek var, atış sahasına girdiler, sıradalar.
İyi de Türkiye'nin bu safta ve parmak sallama safhasında ne işi var?
ABD'nin parmak hareketlerine ben kafayı takarım, arkadaşlar. Bilirim ki dünya imparatorluğu, arpacığa (arpalığa da olabilir) aldığı ülkeye önce parmak atar, sonra dolar, sallar, silkeler, derken...sokar.
Türkiye'ye yönelik parmak hareketlerini önce Pentagon'un üç numaralı yetkilisi başlattı. Douglas Feith'in alangirli mesajıyla ABD, Türk hükümetinden düpedüz Türk halkında yükselen Amerikan karşıtlığını denetim altına almasını, 'yoksa ilişkilerimizi gözden geçiririz' tehditiyle istedi.
İşte bu beni çok şaşırttı. Çünkü 'halkına hâkim ol' yollu bir istem, ancak dikta rejimlerine yöneltilebilir. İçime bir kurt düştü doğrusu: Acaba ABD, Türkiye'nin hem de kendisinden icazet almış 'Müslüman bir demokrasi' olduğunu unuttu mu?
Üstelik günümüz dünyasında Amerikan dostu bir kamuoyu bulmak gerçekten zor, hatta imkânsız. En şiddetli Amerikan karşıtlığının görüldüğü ülke de Türkiye değil. Irak'ın işgalini onaylayan ve asker gönderen ülkeler dahil, tüm kamuoyu çoğunlukları özelinde Bush yönetimi, genelinde Amerika'dan nefret ediyor.
Oysa ABD başkanı, NATO toplantısı için gittiği Brüksel'de, Türkiye'den çok daha anti-Amerikancı ve zaten eski NATO 'haini', yeni yarım üyesi Fransa'nın cumhurbaşkanı ile akşam yemeği yerken, NATO'nun ezelden ebede sadakat abidesi ve ikinci büyük ordusu Türkiye'nin başbakanına ayaküstü bir sohbette 8 dakika ayırdı.
Abukluğun hangi birini sayayım? Fransa, coğrafyada Türkiye'nin üçte ikisi büyüklükte bir ülke. Irak savaşı öncesi, sırası ve sonrasında, ABD'yle işbirliğini reddetmekle kalmadı, en ağır muhalefeti yaptı. Şimdi Bush, bu ülkenin cumhurbaşkanıyla buzları eritiyor. Peki Irak işgalinde kendisiyle işbirliğini 'kazara' reddedip, kendisini bağışlatmak için kıvranan Türkiye'nin başbakanına ayırdığı sekiz dakikada ne konuştu? Daha doğrusu konuştu mu? Hayır. Eğer Türk basınına 'ABD'yle buzlar eridi' diye yansıyan diyalog doğruysa, George W.Bush bizim başbakana görse tanımayacağı Bilal oğlunun yakışıklılığından dem vurup, ABD'de ne tahsil ettiğini sorup öğrendikten sonra (demek ki bilmiyordu) borsanın sayesinde çıktığını söyleyerek dalga geçmiş. O kadar.
ABD, Brüksel'deki NATO zirvesinde, 'alavere dalavere Afganistan'da yine nöbete' gönderilen ordunun ülkesini sekiz dakikalık geyik mavrasıyla hiçe sayarken, bir Amerikan gazetesinin hükümet yalakalığıyla tanınan yazarı aracılığıyla Türkiye'ye bir kez daha parmak sallanıyordu.
ABD televizyonlarında Türkiye'yi karalayan TV dizileri, Türkiye'yi saldırılacak ülkeler arasında sayan dil sürçmeleri ve pek çok gazetenin ülkemizi hedef alan hezeyan yorumları da cabası. Ve hepsi, aynı zaman dilimine denk geliyor nedense.
Ben bu kadar işaretten korkarım doğrusu. Ya ABD, ülkemizi istikbaldeki bir 'demokrasi çıkarması'nın hedefine koyuyor yavaş yavaş, ya da küçük görüyor.
Acaba 'Müslüman demokrasi'mizden mi memnun kalmadı, yoksa 'Müslüman demokrasi'yle de adam olamayacağımızı mı anladı?
Sakın Büyük Türkiye'miz, aslında kof bir nüfusla dolu, içi boş bir büyüklük olmasın?
Ya da şöyle diyelim: Acaba Türkiye, büyük bir ülke ve küçük bir devlet mi?
İnanın bilmiyorum, sorunun yanıtını. Gerek ABD, gerekse AB'de gelen gidenin, giren çıkanın çaktığına, bir şekilde çakabildiğine bakılırsa, ortada bir boşluk yoksa, 'hoşluk' olduğu kesin. Belki de... İslamiyet'i demokrasiye yamamaktan umudu kesmiş ve Şam'ın şekeriyle İran'ın şerbetinden sonra, Türkiye'nin aşuresine göz dikmişlerdir.