Kadınlar ve kaderler
Radikal · 1 Mart 2005
Time dergisi geçen sayısında türbanlı Mona Lisa kapağıyla İslami kültürün en azından görüntü logosunu tesettürlü kadın imgesine indirgedi. Başta Türkiye, tüm dünyada ses getiren kapak çok tartışıldı, ancak kimse çıkıp ‘İslamiyet’in simgesi kadın tesettürü değildir,’ demedi ve İslamcıların bugüne değin ‘siyasal değil bireysel iman gereci’ diye sunduğu türban, Time dergisi aracılığıyla uluslararası kamuoyunun bilincine ‘İslami kültür eşittir tesettür,’ olarak kazındı.
Bugün Batı ülkelerinde bir araştırma yapılsa ve ‘Hristiyan Haç’ına karşılık İslam simgesi nedir?’ diye sorulsa, ‘hilal’den çok ‘türban’ yanıtı ya da çarşaf, burka gibi çeşitlemeleri çıkar.
Time dergisi bilinçli mi yaptı bilmiyorum, ama son sayısının kapak konusu yine kadın ve sanki türbanlı Mona Lisa’nın devamı gibi, tüm çağdaş dinlerin, dolayısıyla ‘erkek egemen’ dünya düzeninin kurbanı ‘dişi beyin’ kapasitesi üzerine: ABD’nin Harward Üniversitesi’ndeki bilimsel tartışma, kadın beyninin matematik sanalsallığa dayanan pozitif bilimlerde başarısız olduğu kuramını çürütmüş. Erkeklerin kurduğu ‘nasılsa anlamazlar’ düzeni yıkıldığı ve eşit ortam yaratıldığı takdirde kadın beyni erkekten çok daha başarılı olabilecek kapasiteye sahip ve kadınlar arasından pek çok bilim dehası çıkabilirmiş.
Biz kadınların erkeklerden daha zeki olduklarını zaten biliyorduk, ama Harward Üniversitesi düzeyinde de anlaşılmış ve kabul edilmiş olması gerçekten önemli. Önemli, çünkü bu Harward’a, bizim başbakanın Bilal oğlu gibi tüm Müslüman ülkelerden lider çocukları, ‘üçüncü dünya muktedir mahdumlarına kıyak kadrosu’ndan girip bir şeyler okuyorlar. Ezici çoğunluğu Müslüman ülkelerden gelen ve ‘muktedir babası’ olmasa Harward’ın kapısından giremeyecek bu çocuklar, bırakın kadın beyin kapasitesinin erkeğinkine üstünlüğüyle sonuçlanan ‘üniversiter’ tartışmalar, acaba kadın erkek eşitliği konusunda ne düşünüyorlar? Okudukları okulun ürettiği sav ya da kanıtladığı olgulardan ne anlıyor, ne öğreniyor, ne kadarını kabulleniyorlar?
Çağımız toplumuna küresel anlamda egemen erkek düzeni, genelinde tüm dinlerin, özelinde üç tek tanrılı dinin ortak kültürüdür. Acaba bu saptamayı yapabiliyorlar mı? İlk iki semavi dinde kadın erkek eşitsizliği tartışılır ve zaten tartışıldığı içindir ki bir ölçüde, aşama aşama giderilirken; kadın zekasının, dehasının önünün açılmasında en aşılmaz, çünkü en monolitik engeli İslamiyet’in koyduğunu kavrayabiliyorlar mı?
Bırakın erkek çocukları, kız çocukları kendi zekaları üstüne kapanan kapağın, kısıldıkları kapanın, tesettürün erkek icadı ve ‘erkek zayıflığına itaat’ olduğunun farkındalar mı? Hayır.
Çünkü tesettür, kadınların yalnızca baş ve vücut hapsi değil, zekalarını da sınırlayan bir çember. Zeka, ancak düşünce özgürlüğüyle gelişirse beslendiği bilginin sınırlarını zorlayabilir. O çemberin içinde, bir dehanın serpilip büyümesi mümkün değildir. Tesettür, kadını yalnızca görünmekten değil, düşünmekten, gerçeği görmekten de mahrum ediyor. Yaratanın, bir yaratığını diğer yaratığının zaaflarını azdırıp günaha kışkırtmasın diye yasaklayarak ayrımcılık yapması mümkün müdür? Kadın saçı başı, kolu bacağı görünce nefsine yenileceği düşünülen erkek, kuşkusuz ne irade örneğidir, ne de zeka. Belli ki tesettür, erkeklerin hayvansal içgüdülerin tutsağı zekasız yaratıklar olduğu bahanesiyle, üstün kadın zekası üzerinde egemenlik kurabilmek için icat edilmiş bir iktidar aracıdır. Söz konusu erkek iktidarının ‘bekaa’sını sağlamak için de, kutsallıkla donatılmıştır.
Tesettür, kadının zekasını perdelemekten gayrı, kemiklerini de eritiyor. Bilimsel araştırmalar, tesettürlü kadınlarda güneş ışınlarından alınan D vitamini eksikliğinin vahim boyutlara ulaştığını ve yarıya yakınının ‘osteopoz’ hastalığına yakalandığını gösteriyor.
D vitamini öyle bir kimyasal ki, ilaç biçiminde almak çare yerine, zararlı olabiliyor. En etkin asimilasyonu, doğanın öngördüğü biçimi: Güneş.
Ama gelin görün ki tesettür, zekayı öyle bir bağlıyor ki kadınlar, kemikleri eriye kırıla, ‘erkek zaafına itaat’ı sürdürüyorlar.
AKP hükümet üyelerini Ankara’ya götüren Ata uçağı türbülansa girince, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, fıkra anlatarak yolcuların korkusunu yenmeye çalışmış. Fıkrayı bilirsiniz: Siirt’e gelen bir AB heyeti, kadınların erkeklerin arkasında yürüdüğünü görünce ‘uygarlık’ açısından ayıplamış. Bir sonraki gelişlerinde bir de bakmışlar, aynı Siirt’li kadınlar erkeklerin önünden gidiyor! Çok sevinip bu ani değişikliğin nedenini sormuşlar şaşkınlıkla, rehber yanıtlamış: ‘PKK yollara mayın döşedi de...’
Fıkradaki kadınlar, tabii ki tesettürlü, aziz okurlar. Zaten anlatan bakanın eşi de tesettürlü.
Zaten böyle bir fıkra da, ancak Müslüman bir ülke için anlatılıp tesettürlü kadınlar için geçerlidir.
İslamiyet’te kadın tesettür çemberini kırmadan, ne erkekler deha olabilecek, ne de kadınlar.
------------------------------