Rakıda alık olmak
Radikal · 3 Mart 2005
İstanbul’a gelişlerim bir alemdir benim. Yurdumun hava sahalarından kıt’a sahanlıklarına sakin ve sessiz bir geçiş yapmak için her türlü önlemi alır, bilinmez ve görünmez bir yalnızlığın tadında, habersiz karışmak isterim hasret aşinalıklarıma. Heyhat, ne gezer!
Kimine kavun, kimine kelek yazan kader, bana macera döşer. Hele bu kader Elif Yıldız tarafından yazıldığı zamanlar, kimsenin başına gelmesi mümkün olmayan durumlara adayımdır.
Elif kız, benim ne zaman geldiğimi bilmez. Tahmin eder. Tahminleri, son zamanlarda korkutucu boyutlara ulaştı, yazı konularımı bile önceden biliyor, adeta aramızda bir telepati var. Dolayısıyla gümrükten çıktığım gecenin yarısı, boynuma sarılan kolların arasındaki sarışın başı görünce şaşırmadım. ‘Sürpriz!’ dedi, elbette beni karşılamaya gelmişti arkadaşım.‘Araban nerede?’ dedim, eliyle garip bir kavis çizerek, ‘Bak!’ dedi. Gösterdiği yön, ayağımızı bastığımız toprak düzeyinden çok, benim geldiğim göklerdeydi. Baktım, Elif’in arabası gerçekten havalanmış, üstelik içinde biz olmadan uçup gidiyor!
Bizim tatlı cadıdan herşey, süpürge ne demek, araba bile uçurması beklenir de, kendi direksiyonda değilse, başka parmak aramak gerekir. Zaten bizim uçan arabaya dikkatlice bakınca, bir pençe tarafından kaldırılıp kepçeyle havadan taşındığı görülüyor, kısacası trafik aracı tarafından götürülüyordu. Elif gülerken, ben tevekkülle içimi çektim.
Macera başlamıştı.
Bir taksiye önce benim bavulları, bavulların üstüne de kendimizi atıp, düştük önümüzde sallana sallana uçan bir Cherokee’nin peşinden yerden yerden yollara. Taksi şoförünü nasıl kafa kola aldığımızı, trafik aracını Yeni Mahalle mevkiinde nasıl