Rakı şişesinde alık olmak
Radikal · 6 Mart 2005
Türkiye'de sahte rakı üretimi, Tekel'de çalınan 500 bin hologram ölçü alınarak yüz binlerce şişe ve kurbanları da salt 'bilinenler' olarak henüz ondalık sayılarla açıklanıyor. Oysa gerek sahte rakı, gerekse kurbanların sayısına ilişkin veriler, bence gerçeğin çok altında ve basit bir mantık hesabıyla korkunç boyutlara ulaşıyor. Nasıl mı?
Tekel'in 2004 yılındaki rakı üretimi, diğer yıllara oranla 3 milyon şişe daha az. Bu sayıdan Tekel'e rakip yeni özel rakıların tüketimini çıkarın, yalnızca 2004 yılında ne kadar sahte rakı üretildiğini olmasa bile, tüketildiğini bulursunuz. Bu sayı da 1 milyon şişeden az değildir. Kuşkusuz, sahte rakıdan ölenlerin sayısını da ondalıklarla değil, en azından yüzdeliklerle ifade etmek gerekiyor, çünkü bugüne değin sahte rakıya bağlanmayan pek çok kurban verilmiş olsa gerek. Baş ağrısı ya da mide bulantısıyla kurtulan 'hafif kurbanlar' da cabası, onlardan yüz binlerce olmalı.
Alkollü içki piyasasını 'bilen' bir arkadaşım, sahte rakı ticaretinin yıllardan beri sürdüğünü, İstanbul varoşlarında üretilen sahte rakıların 'Tekel' kamyonlarıyla bile pazarlandığını iddia ediyor. Günahı boynuna, ama 'Burası Türkiye' gerçeği düşünülünce, inanılmaz gelmiyor. Üstelik, piyasada yalnızca sahte rakı yok, her alkolün sahtesi var, zaten yapılan polis baskınlarında, şarap, cin, votka, her türlüsü bulunuyor.
Neden açık, seçik ve belli: Son üç yılda alkollü içki vergisi 8 kez artırıldı. Türkiye'de devlet, alkolden en çok vergi alan ülkeler arasında. Alkollü içkinin fiyatı arttıkça, legal arz ve talep geriliyor, illegal arz ve talep ilerliyor. Ancak bu sebep-sonuç ilişkisi hükümetin yüzüne vurulduğunda, Maliye Bakanı alkollü içki vergisi daha yüksek (örneğin İsveç) ülkeleri örnek göstererek 'Daha da artırabiliriz, marjımız var...' diyebiliyor. Oysa Maliye Bakanı'nı dinlerken kimsenin aklına gelmiyor ki, Türkiye'de asgari ücret net 205 avro, Avrupa ortalamasında net 800 avro, İsveç özelinde ise net 1340...
Başka bir deyişle AKP hükümeti, asgari ücreti yükseltmek için Avrupa'yı ölçü almıyor, ama vergide alıyor ve 205 avro aylıklı Türk'e, 1340 avro aylıklı İsveçli'nin alkollü içki vergisini ödetiyor.
Böylesine bir mantık orantısızlığı, ancak art niyetle açıklanabilir. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, aşırı verginin sahte alkol üretimine açtığı yolu 'kuru bahane' diye tanımlaması, eğer 'sulu bahane'yle milleti alkollü içkiden caydırmak değilse nedir?
Acaba bazı Müslüman muhafazakârlar, sahte rakıdan ölenlere bakıp, 'Haram içen ölsün!' mü demektedir?
Orhan Veli, 'Rakı şişesinde balık' olmak isterdi, olabildi mi bilinmez, ama AKP hükümetinin himmetiyle Türkün kaderinde rakı şişesinde alık olmak varmış, hem de milletçe, sayın seyirciler. Üstelik, 'sahte rakı' şişesinde alıklarız. Ve korkarım, önümüzde uzun bir alıklık istikbali var. İlaç, içki, marka, her şeyin sahtesinin yapıldığı Türkiye'de siyasal bir sahtekârlık da giderek netleşiyor.
AB'ye üyelik amacını mızrak yaparak iktidara gelen AKP'nin, 17 Aralık'ta müzakere tarihi alındığından beri yaptıkları ve yapmadıkları, üyeliği şavullayan bir politikadan çok, tam tersine frene basan ve girilen süreçten çıkmak, hatta amaçtan caymak için bahane arayan bir ekip intibaı uyandırıyor. Hükümet, AB reformlarını bırakın yurt çapında uygulamak, kendi zihnine yerleştirememiş durumda: Basın özgürlüğünü savunması gereken devlet, Cumhuriyet gazetesinde Fethullah Gülen'e yönelik eleştirel bir diziye yayın yasağı koyarak 'sansür' başlatıyor. AB'de İslami irtica propagandası yasaklanırken, Türkiye'de irtica propagandası özgürleştirilip, mürteci tarikatçılığa karşı yayınlar durduruluyor. Fethullah Gülen'i övmek serbest, yermek yasak. Tarikatçı kadrolaşma, devletin tüm katlarında tüm hızıyla sürdüğü gibi, yargıda el sıkmayan, kadın yüzüne bakmayan yargı mensubu sayısı katlanarak artıyor. Buna karşın, Cumhuriyet'le yaşıt Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun yönetim kurulu, salt cumhuriyetçi ve laik olduğu için topluca görevden alınıyor.
Zaman geçtikçe, AKP'nin AB opsiyonunu salt askerin ağırlığından kurtulmak ve şeriatçılığa serbestlik tanımak için benimsediği; AB'nin İslami irtica ve tesettüre karşı tavır aldığı anlaşılınca da üyelik müyelik hevesinin kalmadığı anlaşılıyor. Kısacası AKP'nin uygar boyası dökülüyor, dinci foyası çıkıyor ortaya. Yavaş yavaş, ama kesinlikle