Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Kadın gibi erkekler günü

Radikal · 8 Mart 2005

Türklerin kutlama ayarı ne zaman şaştı, tam olarak bilmiyorum. Ama gerçek şu ki, garip bir çoğunluk utanılması gereken günleri bayram diye kutluyor, kutlanması gereken tarihlerde yas tutuyor. Hayvanları her gün kesip yemek yetmiyormuş gibi, yılda bir kez topluca katlediyor ve bu katlima kurban bayramı, diyorlar. Çocuk Bayramı olan tek ülkeyiz, ama 82 yılda 29 bin 848 gün doğduğuna pişman edilen çocukları, 82 adet 23 Nisan’da kutladıktan sonra, daha da kutlayacak, ama geri kalan günlerde yine okutmayacak, dövecek ve yankesici ya da hırsız olarak yetiştirmediği zaman zorla çalıştıracak bir ‘insan’ topluluğu oluşturuyorlar. Oysa aynı garip çoğunluk, Türkiye’nin varlığını borçlu olduğu 19 Mayıs şenliklerinde ‘potur yası’ tutuyor, 29 Ekim’de susuyor, hilafetin kaldırıldığı 3 Mart’ları ise içleri kan ağlayarak geçiştiriyor.

Türkiye, çağdaş dünyada kadınlara yasal eşitlik haklarını en erken tanıyan ülkelerden biri. Böyle bir ülke ve hukuk devletinde, dün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü bir zafer şenliği olmalıydı. Ama ‘kadın kurban’ bayramı. Bir gün süreyle kadının nasıl dövüldüğü, sövüldüğü, sömürüldüğü anlatıldı ve bugünden öteye tatbikata devam.

23 Nisan 2004 Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ‘gereği’ Şanlıurfa Emniyet Müdürünün koltuğuna oturan 13 yaşındaki Necla Çoban, ‘Ben okumak istiyorum, hiç bir zaman baharın gelmesini istemiyorum,’ sözleriyle dağlamıştı o hiç bir zaman gerçekten oturamayacağı koltukta resmini çeken gazetecilerin yüreğini. Çünkü bahar yakındı ve babası, Necla Çoban’ı bir hafta sonra tarlada çalıştırmak için okuldan alacaktı. ‘Benim gibi pek çok kız çocuğu alındı bile,’ diyordu Bahar ve ekliyordu: ‘İmamlar babalarımıza kızları okula göndermeyin, medreseye, Kur’ana gönderin, diyorlar. Kızların okuması ayıpmış, diyorlar.’ Necla’nın attığı umutsuz çığlık, 82 yıldır deline deline kevgire dönen Cumhuriyet yasalarının iflasıydı. 2004 Mayıs itibarıyla Türkiye genelindeki 3922 Kur’an kursunda, 16 bin 729 ‘erkek’ öğrenciye karşılık, 117 bin 677 kız öğrenci okuyordu. İşte bu da, İslami şeriatın başarısı.

Dün, acaba Türkiye’de bir 8 Mart, 23 Nisan geleneğiyle kutlansa, yani büyüklerin yerine geçen çocuklar gibi kadınlar da bir günlüğüne erkeklerin yerine geçse, nasıl olur, diye düşündüm. Örneğin Emine Erdoğan başbakan, Hayrünisa Gül başbakan yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı, zaten tüm bakanlar şimdiki bakan hanımları, şimdiki bakanlar da onların eşleri, hükümetin ‘aile ve erkek haklarından’ sorumlu devlet bakanı da Güldal Akşit yerine Shrek olsa....Meclis başkanı Münevver Arınç, tek tük erkeğin serpiştirildiği sıralardaki milletvekilelerini arada bir sükunete davet etse...

Kadınlar kocalarına dayak atsa, zaten oğlanlar da tüyü biter bitmez analarının zoruyla nineleri yaşındaki kadınlara ‘taşlık’ parasına satılsa, kaçanlar aile meclisinin kararıyla ablaları tarafından öldürülüp töre cinayetine kurban gitse...

‘Erkek kısmı evde oturur’, ‘Oğlan kısmının okulda ne işi var’, diye ezilen delikanlılar arasından, tüm engellere rağmen kadınlarla birebir eşitlik iddiasında güçlü erkekler çıkarsa, ‘karı herif valla’, ‘yumurtalıklı erkek’ diye övülse... Övülmeyen pısırıklar, gözünün üstünde kaşı var, başka karıya baktı, surat astı, yemeği yaktı diye dövülse...

Havva Adem’in aşık kemiğinden değil, Adem Havva’nın (ki daha mantıklı) rahminden doğsa... Kime tesettür farz olurdu sizce? Kadının saçını göstermesi mi günah olurdu, yoksa erkeğin sakalını mı?

8 Mart Dünya Erkekler günü olur muydu, olmaz mıydı? Yanıt ortada.

İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencileri, bu yıl ikinci kez Yürekli Kadın ödülüyle onurlandırdılar beni. Törende, ödülün yaratıcısı Fakülte Dekanı Prof. Dr. Nükhet Güz, imrendiğim güzellikteki konuşmasında salonda bulunan babasına teşekkür etti. Ben de böyle bir teşekkür borçluyum babama: Cinsiyet değil, cesaret öğrettiler bize. Çünkü onlar da annelerimizle eşit olacak kadar cesurdular.

------------------------------------