Zevkten zekaya kalınlık
Radikal · 15 Mart 2005
‘Bütün partiler aynı hızla kirleniyordu,
birinciliği AK Parti’ye verdiler.’ MGK
Kiminin kafasında tilkiler dolaşır, kiminin kafasında sorular. Kanımca, kafasında ÖNCE sorular dolaşanın tilkileri daha kurnaz olurlar, salt tilki gezdirenler ise kuyruğu eninde sonunda kaptırır. Başka bir deyişle, doğru çözümün doğru soruya verildiğine inanırım.
Yıllardır doğru ve önemli olduğunu düşündüğüm sorular gezinir kafamda: Bizim politikacılar birkaç özgün istisna ve ıkına sıkına başkasına yazdırılan tek tük milli savunma ‘rehberleri’ dışında niçin dünya görüşlerini anlatan kitaplar yazmazlar? Acaba okumadıkları için mi yazmazlar, yoksa zaten savunacak bir tezleri, bir dünya görüşleri mi yoktur?
Ya siyasal tepelerin, parti liderlerimizin, politika dışında bir tutkuları var mıdır? Hangisi resim sanatı konusunda iki saatlik bir konferans, iki adet evrensel müzisyen adı, ya da Arjantin Tangosu hakkında iki satırlık bilgi verebilir? Hangisinin kurşun asker ya da maket uçak, kelebek, pul, ya da biraz daha mantıklısı, para koleksiyonu vardır?
İznik çinileri, Karagöz silüetleri ya da Kur’anı Kerim koleksiyonları varsa, dünyadaki benzer koleksiyonlara ilişkin gelişmeleri ne kadar izler, uzmanlık kitapları okurlar mı?
Eğer bu soruların yanıtı ‘var’dan çok ‘yok’sa, bu liderler Türkiye’nin batılılaşma projesinden ne anlamakta ve bu projenin zirvesi AB’ye ilişkin ne bilmektedirler?
Avrupa Birliği ülkelerinde tüm siyasal liderlerin iktidar öncesi, sırası ve sonrasında yazdıkları birden çok kitapları vardır. Hatta lider olmayan, ama bir ‘dava’ peşinde koşan politikacılar dertlerini anlatmak için oturur kitap yazar, ya da bir ‘gölge’ye yazdırıp imzalarlar. Tony Blair’den Schroeder’e böyledir bu, hepsi prestijli okullardan çıkmakla yetinmeyip okurlar, okurlar, okurlar. AB’nin siyasal tarihine bakıldığında, en çok okuyup yazanlar, zaten en unutulmaz izleri bırakmakla kalmayıp, siyasal varlık ömürleri de en uzun olanlardır: Adenauer, De Gaulle, Churchill, Mitterand, Havel... Hatta Hitler ve Mussolini.
1980’li yıllarda Fransa, gerçek bir entellektüel olan Mitterrand’ın Yaşar Kemal’in kitaplarını okuyup sevmesi, ardından yazarımızla görüşmesi sonucundaTürkiye politikasını değiştirmiş; PKK’ya prim vermekten vazgeçip T.C.’nin yanında yer almıştır.
Bir halk adamı profili çizen Chirac, tahminlerin çok ötesinde bir edebiyat meraklısı ve Japon sanat tarihi uzmanıdır. Bu bilgeliği, Türkiye konusunda en doğru bilgiye ulaşmasını ve Mitterrand’ın desteğini sürdürmesini sağlamıştır. Ancak aynı Chirac, 17 Aralık zirvesinde yakınlarına AKP hükümeti temsilcileri için ‘Halı tüccarı bunlar...’ demekten kendisini alamamış, zaten müzakere tarihine ‘evet’ demesine karşın, Türkiye’nin üyeliğini malum referandumla görecelendirmiştir.
Acaba Chirac haklı mıdır? Acaba bizim AKP hükümetinde ‘halı pazarlığı’ yapar gibi bir hal mi vardır ve bu hal, politikacılarımızın hobisizliği, sanat merakı eksikliği, okuyup yazmak yoksunluğundan kaynaklanıyor olabilir mi?
Türkiye’ye yarım yüzyıldır baş olanlar arasında, evrensel bilgi donanımsızlığı elbette yalnızca AKP’nin tekelinde değil. Sanskritçe’den bir çeviri ve birkaç şiir kitabı dışında Ecevit dahil, hiç gerçek entellektüel lideri olmadı ülkemizin. Halkımızın entellektüel ‘baş’lara alerjisi var, zaten entellektüellerin de hem politikaya, hem de halka uyumsuzluğu. Diyeceksiniz ki, AKP önde gelenleri Kur’anı hatmetmiş, Kur’ana uydurulmuş dünyevi, felsefi ve ticari birkaç (belki yüz) el kitabını ya da vacip rehberi yutmuş kişiler.
İyi de, yetmiyor. Örneğin İslamiyet’te zaten yasaklı resim sanatı bilgisizlikleri, gerek kendi, gerek eşlerinin giyim kuşamlarına inanılmaz bir zevksizlik olarak yansıyor: Muktedirler illaki çizgili ve parlak Armani kostümler içinde mafya babası gibi duruyor, aynı marka makas aynı fırça bıyıklarıyla piyango vurunca laciler çekmiş mahalle bekçilerini andırıyorlar. Birkaçı hariç hanımların hepsi birer kabus: Zerafetötesi kaftanlarına uydurdukları türban motiflerinin hezeyanı yanında, yatak ve masa örtüleri ‘sade’ kalıyor.
Estetiğin bir felsefe dalı olduğunu bilmemek, müzik deyince ‘beraber yürüdük biz bilmem nerede...’den başka nakarat çekememek, tiyatroya gitmemek, operayı sevmemek, baleden utanmak, zaten dansttan da çiftetelliyi anlamak Türkiye’ye nelere mal oluyor biliyor musunuz?
Biliyorsunuz, biliyorsunuz, ama ben cuma günü yine de anlatmaya devam edeceğim.
-------------------------------