Biz bize yeteriz
Radikal · 20 Mart 2005
“Beni dostlarımdan koruyun, düşmanlarımla ben baş ederim."
Voltaire
Önce 'Vatan elden gidiyor' denildi, ardından komplo teorileri üretildi ve sonunda Anayasa Mahkemesi yabancılara gayrimenkul satışıyla ilgili düzenlemeyi iptal etti. Anayasa Mahkemesi'nin kararı, ölçütte elbette doğru, çünkü yasal gerekçelere dayanmaktadır. Zaten hükümet de yeni bir düzenlemeyle Anayasa'ya uygun bir satış olanağı yaratacaktır. Asıl irdelenmesi gereken, yabancıların ülkemizde gayrimenkul edinmesinin Türk halkının (genişçe) bir bölümünde yarattığı 'infial'dir belki...
Ben bu tepkiyi toplumsal bellekte yer eden tarihsel bir travmaya, 'istila korkusu'na bağlıyorum.
Türk insanı, hem de yakın tarihinde yabancı düşmanlardan çok çekti, üstelik kazanılan tüm zaferlere ve küllerinden doğan yeni devlete rağmen bir imparatorluk kaybettiğini unutmadı. Önceki gün 90. yıldönümüyle anılan Çanakkale Savaşları, kendi aralarında kavga eden yabancıların bile Türklere karşı düşmanlıkta 'istila iradesiyle' nasıl birleşebileceğini göstermesi kadar; direnmek ve yenmek için ödenen kan bedeli açısından da toplumsal bellekte Kurtuluş Savaşı'ndan daha büyük bir 'yara izi' bırakmıştır.
Üstelik dünkü istilacı düşmanla, bugünkü gayrimenkul alıcı dost, aynıdır: Avrupa.
Ancak ne Türkiye ne de zaten başka bir ülkenin sağlıklı geleceği, yaralı geçmişinden sızan acı anılar ve mantıksal dayanağı olmayan korkularla çizilemez, çizilmemelidir.
Böylesi hem yanlış olur, hem de aptalca. Yanlış olur, çünkü Türkiye'nin ne devletine ne de halkına güvendiğini gösterir, güçsüzlüğünü kanıtlar. Aptalca olur, çünkü bir ülkenin kaderi korkutarak ya da korkarak yönlendirilirse, ancak sindirilir. Aydınlık gelecek hem cesaret, hem de ileri görüşlülük gerektirir.
İşte böylesi bir ileri görüşte, Türkiye'nin çıkarı ve çocuklarının geleceği, eski düşman Avrupa ile dost olarak bütünleşmektir. Almanya ve Fransa, bin yıllık ve vahşi bir düşmanlıktan sonra bunu başarabildilerse, Türkiye'nin de kendisine güvenmesi, 'yabancı' korkusunu yenmesi ve içine yer etmiş 'düşmanlıklar'la barışması gerekir. Avrupa'yı, 20. yüzyılın başında olduğu gibi Türkiye'ye karşı 'birlik' gibi düşünmek, ülkemizden arsa, ev, vb. alan yabancıları 'istilacı' gibi görmek; hem paranoyak, hem de ırkçı bir yaklaşım. AB, bir barış projesidir. Eğer AB ülkeleri Türkiye'yi içlerine alarak'istila' etmek niyetinde olsalardı, üyeliğine böylesine direnmez, bu kadar zorluk çıkarmazlardı. Eğer AB yasalarına uyum kılıfında, gayrimenkul satın alarak 'ele geçirmek' amacını gütselerdi; o zaman da AB sınırları içinde yerleşen, yaşayan milyonlarca Türk göçmene, ev bark, fabrika, işyeri ve gayrimenkul satmak yoluyla kendi topraklarını 'ele' geçirtmezlerdi.
Eğer bir istila varsa, o da Türklerin Avrupa'yı 'barışçıl istilası'dır ve bizim AB'de yaşayan, hepsi AB yurttaşlığı, yani çifte vatandaşlığı bile olmayan 6 milyon göçmenimizin en az üçte biri, bu ülkelerde ev, arsa, işyeri sahibidir. Eğer Türkiye'de AB'lilerin değil, ABD'lilerin gayrimenkul almak yoluyla işgalinden korkuluyorsa, emin olun Amerika'nın bir ucundan diğerine mal mülk sahibi olan Türklerin performansına erişmeleri için epeyce ter dökmeleri gerekir.
Bu gayrimenkul hikâyesinde görülüyor ki, ne ABD, ne AB Türklerden korkmuyor. Oysa topraklarında Türkiye'de yaşayan yabancı sayısını binlerce kez katlayan sayıda Türk yaşıyor. Türkiye ise yabancılardan korkuyor, zaten içinde de pek yabancı barındırmadı, hatta yerli azınlık bile bırakmadı.
Halkımızın genişçe bir kesimi, 'biz bize diz dize' yaşamaktan yana. İyi de, bugüne değin 'biz bize, diz dize' yaşamak, ne getirdi bir, kimlere yaradı iki. Ölçüt 'biz' diye sürerken, Türkiye'de taş taş üstüne konulmadığı gibi, biz bize kazık attık, biz bizim devleti yolduk, biz bizi yedik.
Yani geri, yoksul, cahil ve demokrasi dışı kalmamız için dış müdahale gerekmedi. Ekonomik krize sürüklenmemiz için de kendimize yettik. Hatta vahşice dövüştük birbirimizle ve daha bitmedi...
Söyleyin şimdi, son 80 yıldır Türkiye'nin düşmanı kim, Türk'ün düşmanı nerede?