Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Kel adalet ve fodul kalkınma partisi

Radikal · 30 Mart 2005

2001 yılında, Hikmeti Sami'den sorulan Türk adaleti-ki bu lafı edebilmek için H. S. Türk'ün aleyhine açtığı bir davayı kazanmak zorunda kalmış biridir karşınızdaki- TCK'da bir reform rüzgarıyla dalgalanıyordu. Zamanın adalete bakanı H. S. Türk, işkenceyi önlemek yerine işkembe atışlarıyla yetiniyor; ifade özgürlüğünü hapis cezasıyla kısıtlayan 159 ve 312. maddeleri 'AB ülkelerinde de denkleri var,' diye savunuyordu.

Normaldi, çünkü gazetecileri ve yazarları bu iki maddeye dayanarak mahkeme kapılarında süründürüyordu devlet. Şahsen ben, 159. maddeden altı kez

yargılanıp, üzerlerinden henüz AKP kadrolaşmasının silindiri geçmeyen fikri hür, vicdanı hür ve demokrat yargıçlarla savcılar tarafından beraat ettirildim.

İşte Türkiye'nin örnek bir 'sivil demokratlaşma' mücadelesi verdiği o günlerde, AB idare hukukunun mimarı, Avrupa Temel Haklar Şartı'nı hazırlayan hukuk konseyinin başkanı, zaten altı ay önce de Brüksel'de 'Temel Hakları Koruma Ajansı'nın başkanlığına getirilen büyük hukukçu, Prof. Guy Braibant'la, Radikal'de tam sayfa yayımlanan bir röportaj yaptım.

Guy Braibant, söz konusu maddelerin AB'de dengi olmadığını kanıtlamakla kalmayıp, ifade özgürlüğü konusunda çok önemli saptamalar yapıyordu: "Küfür ve mesnetsiz aşağılayıcı sözcükler kullanılmayan

en ağır eleştiri bile, tahkir ve tezyif sayılamaz," diyordu. "Eğer yalan beyanda bulunursanız iftiradan yargılanmanız gerekir ki, böyle bir yargılamada söylediklerinizin doğruluğunu kanıtlamak hakkınız vardır," vb...

Prof. Braibant'a göre, TCK'nın kimi maddeleri, 19. yüzyıl hukuk dilini kullanıyordu.

Türkiye'nin AB ile yakınlaşma ve dolayısıyla demokratlaşma sürecinde, bizler bir ara 'ifade özgürlüğü' mücadelesini kazandığımızı sandık: Hapis cezaları kaldırılmıştı!

Ve Türkiye'yi yöneten takkelerin değiştiği, ama kafaların ASLA değişmediğinin kanıtı AKP iktidarıyla geldi, ifade özgürlüğüne

yönelik hapis cezaları yeni TCK'ya 'sokuşturuldu'.

Hem de müzakerelere altı ay kala, yarın 1 Nisan'da, AB'yle alay edercesine yürürlüğe giren yeni TCK'nın 'hapis'le gemlediği basın ve sansürlediği ifade özgürlüğü, bu hükümetin demokrasi takkesini düşürdükten sonra görünen bağnazlık kelidir.

Bağnazlık yerine, 'faşizan' da denebilir. AKP iktidarının 'hoşgörü' takiyesi, sayın Başbakan'ın kedi karikatürüyle başlayan tazminat hırsında erimiş, en sonuncu örneği kadın döven polisleri kınamak yerine basını suçlamakla taçlanan bir 'fodulluk'ta tükenmiştir.

Fodul, kendini beğenmiş demektir. Ve devlet adamlarının değil, bıçkın kabadayıların özelliğidir. AKP iktidarında Türkiye, bir süredir ve giderek hızlanan tempoda, ancak sonradan devlet olma Afrika ülkelerinde görülen 'fodul' politikacı söylemi ve zaten siyasal parodilerle yönetilmektedir.

AB'yle müzakerelere başlayacak bir ülkede, reform diye, AB'ye uyum diye, AB'nin temel insan hakları ve ifade özgürlüğüne taban tabana zıt, zaten hiçbir Avrupa ülkesinde dengi OLMAYAN maddeler türetilen bir ceza kanunu çıkarmak, bırakın ulusal, evrensel anlamda bir politika parodisi değil de nedir?

Sayın Başbakan'ın karikatürist Musa Kart'ı 'kedi davası'nda mahkûm ettirdiği adli makam, Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi. Tesadüfe

bakın ki, Cumhuriyet gazetesinin Fethullah Gülen'e ilişkin eski bir müridi tarafından 'faşedilen' gizlerin yer aldığı yazı dizisini de durduran,

yine Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi.

Türkiye'nin her yerinde dava açılabilecekken, şimdilik Üsküdar'a gösterilen rağbet, AKP ve AKP iktidarından sebeplenenlerin, yeni TCK'ya antidemokratik maddeler sokuşturmakla birlikte, mahkemelerde de kadrolaştığını gösteriyor!

Birileri, 'Durun bakalım, daha neler edeceğiz,' diyor içlerinden. Ancak Türkiye'nin kâbus görmeye ya da gömmeye zamanı var mı, kaldı mı acaba?