Penguen sendromu
Radikal · 5 Nisan 2005
Papa ölüp de cenazesini kaldırmak farz olunca, bizim Türkiye’de hangi düzeyde katılmaktan önce, hangi kılıkla katılmak tartışıldı ve anlaşıldı ki, AKP iktidarının yalnız smokin değil, bir ‘frak’ öcüsü de varmış. Zaman zaman fraklı gördüğümüz Bülent Arınç bir istisna olup, TBMM başkanlığı dolayısıyla çarnaçar giyinirmiş meğerse. Bendeniz Ankara’larda dolanmadığım için doğrusu bilmiyordum, farketmemiştim AKP’lilerin smokin ve frak giymemek için bazı devlet toplantılarını boykot ettiğini. Zaten aklıma da gelmezdi, takım elbise, alafranga gömlek ve kravata he diyen, üstelik Armani’sini giyen İslamcıların ‘frak’ı haram belleyeceği. Hala da anlayabilmiş değilim ama, vallahi araştırdım. Telefona sarıldım, başbakan müsteşarına soracak değilim ya, tabii ki Melih abimi arayıp, ‘Bunların niye fraktan ödleri kopuyor?’ diye sordum.
Melih Aşık, benim hem ağabeyim, hem ‘ağabilen’imdir.
‘Penguen sendromu olabilir...’ dedi.
Aklıma yattı doğrusu. Hele başbakanın kedi karikatürüyle başlayıp, tüm hayvanat kılıklara karşı bindiği küplere bakılınca, frak giyerse ‘penguene benzetilmek’ çekincesi vardır ve tüm AKP’lilerin fraktan kaçındığı düşünülürse, belki de penguen, mümin Müslüman gönüllere korku salan bir hayvandır!
Ya da frak, kuyruklu bir giysi olmak bakımından, belli bir ‘kuyruk acısı’nın sembolüdür, falan. Yine de Batılı giyim tarzını, tamamen ‘duygusal’ nedenlerle benimsemiş ‘mümin erkek’ milletinin, imanını pantalon, ceket ve kravata kurban edip, smokin ve frak gibi aynı Batılı giyim tarzının en üst iki modelini ‘haram’ sayması garip.
Ama memleketimin mümin erkek milleti, zaten imansal bir paradoks abidesi. Görsel sanatlardan resim ve heykeli Kur’an emriyle yasaklayan bir dinde, yani ne tarihçesi, ne de estetiğine hiç bir anlamda hakim, dolayısıyla zevk ve bilgi sahibi oldukları bir alanda, heykel dikmek için yarışıyorlar.
Ey İstanbul, karalar bağla, Kadıköy mendireğine 15 metre yüksekliğinde Fatih Sultan Mehmet heykeli dikilecekmiş. Güzel Sanatlar Genel Müdürü, gururla açıkladı: Turizm ve Kültür Bakanlığı yaptıracakmış, eylül ya da ekim ayına da yetişecekmiş heykel...
Fatih heykeline karşı olduğum için değil, BU KAFANIN diktireceği heykelin neye benzeyeceğini düşünerek yanıyorum ben. Eğer proje yarışması bile henüz açılmayan 15 metrelik bir heykel, eylül ayına yetişecekse, plastik sanat değeri açısından Çin’den gelen plastik palmiyelerin fabrikasına ısmarlanmak şartıyla kalıcı olur ancak.
Da Vinci, Mona Lisa tablosunu kaç ayda yapmış, kaç yılda bitirmişti, bilmiyorum. Ama Louvre Müzesi, asıldığı salon tabloyu görmek için akın eden ziyaretçi kalabalığına küçük gelince, Mona Lisa’nın asılacağı yeni salonu tam dört yılda hazırladı, çalışmalar 4,81 milyon Euro tuttu ve İtalyan mimar Lorenzo Piqueras tarafından dizayn edildi, Mona Lisa tablosunun ‘estetiğine’ göre...
Estetik bir felsefe, felsefe bir kültür, kültür bir bilgi birikimidir.
İstanbul’un en zengin resim koleksiyonunu barındıran Resim ve Heykel Müzesi dökülürken, içindeki eserler rutubetten çürür ve müze, zaten pazar günleri ziyarete BİLE açılamazken... İstanbul’un son tarihi ahşap yapıları birer birer yanar, çöker ve seyirci kalınırken...Bin yıllardan beri her türlü mezalime dayanan Bizans bentlerini temizlemek, onarmak kimsenin aklına gelmez, zaten muhteşem bir sarnıç pavyon gibi onarılıp, güzelim Bizans surları özel bir ‘restorasyonla’ Disneyland’ın karton kalelerine döndürülürken... Bir Turizm ve Kültür Bakanlığı, bir de Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü varmış sayın seyirciler, ve Kadıköy Mendireği’nin üstüne Fatih heykeli dikilecekmiş. Umarım atını bu kez ‘hünsa’ dikerler! (Babaeksi’de atının cinsiyetinin çift olduğu gerekçesiyle bir Fatih heykeli parçalandı, biliyorsunuz...)
Zavallı Fatih. Zavallı mendirek. Ve biz: Böyle Fatihlerin her gün kokularını çeken, bir avuç çaresiz ve gerçek İstanbul’lu.
------------------------------------------------