Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Bir yer altı dünyası

Radikal · 13 Nisan 2005

Elias Petropulos, iki yıl önce Paris'te öldüğünde, tabutunu taşıyanlar ve ardından ağlayanlar arasında Türk dostları da vardı. 75 yıllık heybetli cenazesi, Pere Lachaise Krematoryumu'nda yakılırken, buzuki üstadı Nicolas Syros'un hançeresinden yükselen rebetikonun güftesiydi: 'Bir serseri ölüverdi ortalık yerde/Ne dökülecek bir damla gözyaşı/Ne kırılacak bir yürek/Ah kahpe cemiyet!..' An Underground World belgeseli, bu sahneyle başlıyor.

Elias yakılırken, 'koliva' dağıttılar töreni izleyenlere. Gelenekmiş. Helva yerine, bildiğimiz aşure. Mary Kukules, kırk yıllık yoldaşının küllerini bildik ve meşum bir vazoya koydurmadı. En sevdiği şeker kavanozunun içinde teslim aldı, ondan arta kalan bir avuç külü.

1993'te bir şiir yazmıştı Elias Petropulos: 'Ey salaklar, soruyorsunuz bana:/Niye dönmüyorsun Yunanistan'a?/Elbette Yunan'ım, elbette,/Ama ülkem acıtıyor içimi./Bir daha adım atmayacağım Atina'ya./Ve söylüyorum karıma:/-Burada, Paris'te öldüğüm zaman,/ Yak kadavramı,/At küllerimi lağıma./Budur vasiyetim.'

Aynı yıl birkaç ay sonra Paris'teki Yunanistan Büyükelçiliği'ne teslim ettiği resmi vasiyetinde, yakıldıktan sonra küllerinin lağıma atılması isteği aynen yer alıyordu.

Mary Kukules, şeker kavanozunu koltuğunun altına kıstırıp yürümeye başladı sokaklarda. Biz de peşinden. Lağımlardan lağım beğenemiyorduk. Kimisi, 'Seine Nehri'ne dökelim, orası da lağım sayılır,' diyor, hiç de pis olmayan nehre iftira ediyordu. Aslında vasiyetin korkunçluğunu kabullenemiyor, Mary'nin caymasını istiyorduk. Güzel bir ağacın dibine serpebilirdik küllerini dostumuzun, denize, göle, nehre dökebilirdik, ama lağıma... Ne var ki Elias'ın ruh ikizi, gönüldaşı, onun son isteğini harfiyen yerine getirmeye kararlıydı.

Bir çıkmaz sokak çıktı karşımıza. Çıkmazı çıkmaz yapan duvardan sarkan begonviller, önünde 19. yüzyıl işi, dökme bir lağım ağzına uzanıyordu. 'Burası!' dedi Mary. Kavanozunun kapağını tutan siyah kurdeleyi çözdü, sevdiceğinin küllerini döktü ve boşalan kavanozu aniden kaldırıp yere çaldı. Gürültüyle parçalanan kristal kavanoz, bir tokat gibi patladı kulaklarımızda. İrkiltici, tüyler ürpertici, muhteşem bir andı.

An Underground World belgeseli, işte böyle bitiyor.

Mary'nin kavanozu kırdıktan sonra, cam parçalarını, kül kalıntılarını elleriyle, sevdayla, okşar gibi süpürüp lağıma attığı, Nicolas Syros'un sokak ortasında verdiği buzuki konseri, Yunanlı dostların hep bir ağızdan söyledikleri ağıt ve Türklerin ve Fransızların kendi dilinde vedaları, yok filmde. En vurucu, en soluk kesen anı seçmişler elbette final için. Bizim kulaklarımıza patlayan tokat, seyircinin yüzüne patlıyor koca ekranda.

Yapımcılığını Maria Gentekou, yönetmenliğini Kalliopi Legaki'nin üstlendiği 'Elias Petropulos:

Bir Yeraltı Dünyası' belgeselinin çekimlerine, Elias sağken başlandı. Bu dev yazar ve 'resmi olmayan tarih' araştırmacısını ölüme uğurladıktan sonra 2005 başına kadar sürdü. Dünya tatlısı iki kadın, Maria ve Kalliopi, ödüllü belgeselci. Elias Petropulos'la başlayıp onsuz süren bir saatlik 'An Underground World' filmini Paris, İstanbul, Selanik ve Atina'da yaptıkları 80 saatlik çekimden yarattılar.

Kalliopi Legaki, Atina Üniversitesi'nde felsefe okuduktan sonra tiyatro ve sinema öğrenimi yapmış. Dolayısıyla dokümanterleri soluk soluğa izlenen türden.

Bir Yeraltı Dünyası'nın galası için Selanik'teydim. Çünkü belgeselde, Elias Petropulos'u anlatan altı kişiden biriyim. Daniel'in de Elias arşivinden fotoğrafların kullanıldığı filmi, dört dörtlük bir Türk diplomatı, Selanik Başkonsolosumuz Seçkin Çetinelli'yle birlikte seyrettik. Çünkü filmde, Türk dostluğu kendisine 'Türk ajanı' suçlamasına mal olan Elias Petropulos'un İstanbul'u, Osmanlı kültür mirasına saygısı ve Türkçe diline yönelik çalışmaları vardı.

Belgesel bittiğinde, ödül alacağını anlamıştım. Doğru çıktı. Maria Gentekou ve Kalliopi Legaki'nin yapıtı, Selanik Belgesel Film Festivali'nde, yabancı basın tarafından ödüllendirildi. Balkanlarda Osmanlı kültürüne sahip çıkan, REBETİKA konusundaki en kapsamlı ve tek başyapıtın sahibi, Türk dostlarıyla övünen Yunan yazar, şair, araştırmacı Elias Petropulos hakkındaki bu belgesel, tüm Avrupa'yı dolaşacak. Daha pek çok ödül kazanacağına eminim. Elias içinse, ikinci bir hayat, ikinci bir ömür başladı. Onun adını ve eserini, başkaları yaşatacak artık.