Boz milliyetçiliğin kurtları
Radikal · 14 Nisan 2005
Evrensel literatüre 1715’te İngiliz dilinden giren ‘milliyetçilik’ (nationalism), başlangıçta ulasal bir bilinç, ulusal bir davranış ifadesiydi. Fransız Devrimi’nden sonra İngilizler, ‘milliyetçi’ kavramını Fransız jakobenliğinin aşırılığını vurgulamak için kullandılar. Dünya dillerinde ‘milliyetçilik’ kadar oynak, anlamı sürekli değişen, hiç olmayacak karşıtlıkları içinde taşıyan başka bir kavram daha yoktur!
Başta Osmanlı İmparatorluğu, tüm imparatorlukların başlıca parçalanma nedeni olan milliyetçiliğin en paradoksal biçimi ise, Türk milliyetçiliğinde ve bittabi milliyetçi Türklerde görülmektedir. Şöyle ki:
İster marksist olsun, ister komünist ya da sosyalist, sol ideoloji doğası gereği evrenseldir, milliyetçiliği reddeder, hatta millet kavramını reddeder, çünkü birliği ortak dil ve kültür bağlarında aramaz, sosyal ve ekonomik bütünlükte bulur. Tam tersine hangi dil, kültür ve ırktan olursa olsun, emek egemenliğinde sınıfsız ve ayrımsız toplum yaratmak peşindedir. Yani milliyetçilik ve solculuk, taban tabana zıt iki kavramdır.
Oysa bizim komünistlerin, sosyalistlerin ve marksistlerin çoğu, nasıl oluyorsa, ulusalcı, yani milliyetçidir! Üstelik ‘ulusal bağımsızlık’ kisvesi altında, bu milliyetçilik hem ırk, hem de din ayrımcılığına dayanmaktadır: Türkiye’de öğretmenden çok imam, okuldan çok camii olmasından rahatsız değildirler, ama İslamiyet’ten başka dinlerin misyonerlerine, Rumların Ruhban okulu, Ermenilerin yeni kilise açmasına karşıdırlar, İsrail düşmanlığını da tüm Yahudilere taşırmaktadırlar. Hele dış ülkeler, tüm yabancılar, iyiden iyiye Türk ve Türkiye düşmanıdır!
Sağcılara gelince...
19.yüzyıl sonlarından öteye, siyasal literatürde tutucu, otoriter ve antidemokratik düşünceyi simgeleyen milliyetçilik, sağ ideolojinin doğal parçası olması gerekirken, bizim aşırı sağcılar bu doğallıkta bile milliyetçilik kavramıyla ters düşmeyi başarmaktadır.
Kurt sandıkları keçi Asena tarafından emzirilip, Ötüken’den geldiklerini savunan, Türk soyu, ırkı ve diliyle övünen milliyetçiler, Araplar için gökten indirilmiş ve Arapçalığı Allah emri olan İslamiyet’i benimsemekten gocunmadıkları gibi, Osmanlı üst kimliğini indirip yerine binen Türk kimliğini yaratanın bizzat Türk milliyetçiliği olduğunu unutup, Osmanlı fetihleri, sultanları vb. ile övünebilmektedirler! Yahudi, Ermeni, Rum ve tüm yabancı düşmanlığında solcularla birleşmekte, zaten Kürtlere duydukları nefretle Türkiye’de yaşayan her yedi kişiden birine kin beslemekte, onlar da kapalı devre bir ulusal bağımsızlık peşindedirler.
Bu durumda sorarım size, Türkiye’de milliyetçi solcularla milliyetçi aşırı sağcılar arasında, ekonomiye dayalı ideolojik ayrımı bir yana bırakırsak, düşünce ve inanç temelinde ne fark vardır? Solculara ulusalcı, sağcılara milliyetçi denmesi mi? Solcuların ilkesi, sağcıların ülküsü olması mı?
Ya ne sağcı, ne solcu, ama futbolcu Türk insanı, ırkçı, milliyetçi, dinci ve faşist değil midir?
Trabzon’da bildiri dağıtan üç beş biçareyi linç etmeye kalkışan milliyetçiler kimdir? Evde başları bağlı karılarını döven, kahvede kafire söven, beş vakit namazını ihmal etmeyen, sevap diye kurban kesip günah diye kitap okumayan, hayatında hiç bir başarı gösteremeyen, ama bayrak sallayıp galeyana gelen Türk milliyetçiliği nedir? Irkçılık, dincilik, faşizm nedir bilmeden, ırkçı, dinci faşistliğin gerektirdiği tüm şiddeti içeren bir barbarlık sürüsü değil midir?
Neyi bilmektedirler, ne hakkında düşünmüşlerdir ki, zır cehaletleriyle bulmuşlardır faşizmin has yolunu? Ya bu ırkçı, milliyetçi, faşist galeyana dur demesi, karşı çıkması, kınaması gerekenler, okumuş düşünmüş olup devlet yönetmeye soyunanlar, ne kadar milliyetçi, ırkçı, dinci, nereye kadar faşist değildirler?
Boz milliyetçiliğin yalnızca kurtları yok. Koyunları, kuzuları da var ve onlar daha tehlikeli. Çünkü ister sağcı olsunlar, ister solcu, futbolcu ya da politikacı, onlar herkes, herkes onlar!
------------------------------------------