Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Tesettürle niçin uğraşıyorum?

Radikal · 29 Nisan 2005

Ellerinde dürbün, işlerine gelen Türkiye'ye düzünden, gelmeyene tersinden bakan... Halkın arasına karışmaktan son model arabalarının füme camları ardından (hızla) geçmeyi anlayan...

Koruma polisleri ya da ev hizmetkârlarına hal hatır sorduklarında halkın derdini dinlediğini sanan... Zaten hoş vakitlerini Paris, Londra ve New York'ta geçirip, yoksulluğu da tercihen başbakana eşlik ettikleri boş vakitlerinde, Güney Afrika'da, Küba'da vb. keşfeden... Tam da bu nedenlerle Türk değil Türkiyeli diye anılmayı kesinkes hak eden zevat, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin'in 'türbana geçit vermeyen laiklik' konuşmasına pek sinirlendi.

Onlara göre Bumin durduk yerde gerginlik yaratmıştı, türban sorununu kaşımanın 'şimdi sırası mıydı', hükümeti sıkıştırmanın zamanı mıydı, ortalığı dalgalandırmanın 'ne lüzumu vardı', vb.

Oysa aynı zevat, örneğin AB reform takvimi ya da ABD ile ilişkileri düzeltmek gibi kendilerince önemli gündemlerde pek dakikler; gecikmeden hiç hazzetmiyorlar ve hükümeti, yetkilileri sık sık zamanında önlem almak, harekete geçmek konusunda uyarıyorlar. Yani 'yumurta kapıya gelince' zihniyetine karşılar.

Ancak aynı zevat için, Türkiye'de şeriatçı bir akım yok, tesettür sorun değil, laiklik olmasa da olur; dolayısıyla temel tartışma, insan hakları ölçeğinde İslamiyet'in kadınlara biçtiği modeli sorgulamakta, yumurta asla kapıya gelmiyor!

Bu tartışma yapılmadıkça da, 'İsteyen istediği gibi giyinsin, giyindiği gibi okusun,' diye savunulan İslami tesettür, kadın hak ve özgürlüğünü dogmaların cenderesine terk eden 'isteyen istediği gibi kapansın, kapandığı gibi ezilsin,' vurdumduymazlığına dönüşüyor.

Kadın-erkek, kendilerinin girmediği tesettürü, altında ezilmedikleri dogmaları, korkmadıkları cehennem, çoşmadıkları cennet, sallamadıkları günahları; inanmadıkları bir din, saymadıkları bir ahlakı başkasına layık görmek ve kendilerinin uymadığı kadın erkek eşitsizliğini, başkasında görmezden gelmekle yetinmeyip demokrasi diye bu eşitsizliği savunmak; insanlığa ihanet ve yurttaşlık sorumluluğundan istifadır.

Ben niçin uğraşıyorum tesettürle?

Niye yazıyorum, dönüp dönüp yazıyorum?

Tesettür bir din dogması, din dogması kadına yönelik, kadınlar Türkiye'nin yarı nüfusu, İslami tesettür ise Türkiye'nin yarı nüfusunu, gelecek kuşaklarını yetiştirecek olan anaların beyin ve beden özgürlüğünü kısıtlayan olgu, dolayısıyla ülkenin en büyük sorunudur.

Tesettürlü okurlarımın bir an durup, İslamiyet'in niçin erkeklere değil de kadınlara kapanmayı emrettiğini, hatta niçin kadın-erkek birlikte örtünün demediğini düşünmelerini isterim. Verecekleri yanıt, erkeğin kadına üstünlüğü, yani kadının aşağılanmasıdır. Böyle konumu kabullenen kadının ise ilkokuldan üniversiteye, tesettürüyle girip okusa bile, eşitlik ve yurttaşlık bilincine, özgür ve bağımsız düşünceye, kendisine kafa kapattıran erkek egemenliğini zihninde kırmadan ulaşması, mümkün değildir.

Eğer bugün 1 milyon kız çocuk okula gönderilmiyorsa, elbette kadını adam saymayan bir anlayış vardır temelinde. Eğer bugün analar bile oğul tercih ediyor, kız çocuk istemiyor, olanı eşit saymıyorlarsa, kendileri de aşağılandıkları içindir. Ve bütün bu ezikliğin, aşağılanmanın, hor görülmenin, adamdan sayılmamanın temelinde ayıp kadınlık, 'örtünmek' vardır. Aslında örtünmek değil, örtülmektir o. Efendisi erkekler tarafından örtülmek. Mekanizma bir kez işlemeye başladı mı, kendiliğinden ezilmeyi, eşitsizliği kabullenir, hatta aşağılanmayı savunur olur kişi. İşkencecisine bağlanan kurbanlar, Stockholm sendromu dedikleri nedir? Kızlar da 'kendi rızasıyla' böyle örtünürler.

Örtünün altındaki yalnızca baş değil, zihindir.

Ve o sembol atılamadan, o örtü kalkmadan, zihin de açılamaz; bilgi tesettür süzgecinde deforme edilir, bilimsel gerçek yadsınır!

İşte bu yüzdendir ki beraberinde pek çok 'kadın yapamaz' yasağını getiren tesettüre karşı çıkmamak, eleştirmemek, dayandığı dogmayı tartışmamak, hatta kabullenmek; doktriner anlamda 'tehlikeye maruz kişiye yardım etmemek', yani çağdaş insanlık suçudur.