Fahreneit 450’ye doğru
Radikal · 1 Mayıs 2005
"... Cumhuriyeti kuranların eğitim derken anladıkları, 'fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür' kuşaklar yetiştirmekti; bunu gerçekleştirmek için buldukları da başta 'laik eğitim'di. Laik eğitim, Türkiye'de böyle kuşaklar yetiştirmiştir ve iyi ki de yetiştirmiştir, bugün ülkemizde çağdaşlığın kavgasını verenlere dikkat ediniz, böyle bir eğitimden geçmiş kafalardır.
Ne var ki 1950'li yıllardan başlayarak, gericiliğin en korkunç saldırılarıyla karşılaşan da başta bu ilke olmuştur; 12 Eylül'le bu saldırı tam bir ihanete dönüşmüş ve eğitim, gericiliğin pençesine terk edilmiştir..." (Server TANİLLİ, Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz/Adam Yayınları 2004)
"... Ben yine camide açılan Kuran kursuna başladım. Bir gün genç erkek hocamız bize, 'Bugün anlatacaklarımı iyi dinleyin,' dedi ve başladı anlatmaya: 'Size okullarınızda yanlış bilgiler veriyorlar. Atatürk aslında Türk değildir.' Atatürk'ün okulda zorla sevdirilmeye çalışıldığını düşünüyor ve hakkında bir sürü şey bilmem gereken bu adamı pek de sevemiyordum zaten. Genç hocamın dediklerine yıllarca inandım. Hocam sonra onun İngiliz ajanı olduğunu ve daha bir sürü hatırlayamadığım hikâye anlattı. Bu hocam yıllar sonra imam hatip lisesinde öğretmen olarak karşıma çıkacaktı." (Hatice AKÇA, Söyleyeceklerim Var/Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları, 2005)
"... Türkiye'den gelip buraya yerleşmiş kadınlarımız, Fransız dünyasıyla doğrudan yüz yüze gelmek zorunda kalınca duydukları tedirginliği, genel olarak ve aradan geçen bunca yıla rağmen, henüz üzerlerinden atamadılar. Bu noktada tavırları, daha çok yenik, içe atıcı. Fransızca anlamamak da bir kaçış yeri... Akşam okul dağılırken, küçük çocukların, sınıf arkadaşları ve öğretmenleri önünde, kendilerini almaya gelen annelerinin halinden tavrından utanç duyduklarını çoklarından dinledim. Gittiğim gurbetçi dostların evlerinde, okul dönüşü çocuklarla anneler arasında, çok kere başka gerekçelerleymiş gibi gözükse de, aslında bu yüzden çıkan çıngarlara ben de tanık oldum. Annelerinin yeniklik duygusunu insan içinde saklayamayışlarının o yaşta bile farkındaydılar." (Babür KUZUCUOĞLU, Paris'te Türkiye Hareleri/Troya Yayıncılık, 2004)
"... Neslihan ayağa fırladı: 'Öğretmenim, bu var ya... Çok uydurukçu! Diyor ki simitçinin üç kulağı varmış!'
Herkes güldü. Ben, 'Öğretmenim valla üç kulağı var, gördüm, kafasının arkasında bir kulak daha var!' dedim.
Azar işittim: 'Seninle işimiz var galiba, Can!
Daha ilk günden yaptıklarına bak. Biz geçen sene onun şarkısını bile öğrenmiştik, değil mi çocuklar? Olur mu hiç üç kulak, dön de aynaya bak...'
Nasıl ısrar ettiysem, öğretmen, 'Sakın gürültü yapmayın, döverim!' deyip sınıftan çıktı. İki dakika sonra geri döndü. Ve dışarıdan sesler gelmeye başladı. Müdür ve başka bir adam, hademe Hasan'mış, simitçiyle itişiyorlardı. Hademe simitçiyi tuttu, müdür elini simitçinin kafasına götürdü. O an, benim zafer anımdı!
Müdür, sınıftan gayet iyi duyulan bir sesle bağırdı: 'Bu ne lan! Çocukları ürkütüyorsun. Defol git, bir daha bizim okulun kapısına gelme! Git kestir o kulağı!.." (Can KOZANOĞLU, Acemi Eğitimi/İletişim Yayınları, 2005)
"... Abidin amca 4. sınıfa giden kızı Gülsüm'ün sol elinin bileğini hırsızlık yaptığı gerekçesiyle kesmişti! Karısını ve çocuklarını İslam'a göre yaşamadıklarında hep döverdi, ama bu çok aşırıydı bana göre. Biz, Abidin amcayı asla kadın yüzüne bakmadığı için (bu kadınlara kız çocukları da dahildi), namazını hep camide kıldığından ve kocaman bir sarığı olduğundan çok şuurlu bir Müslüman olarak görüyorduk..." (Hatice AKÇA, Söyleyeceklerim Var)
"... İnsan yavrusunun, biyolojik olarak insana özgü yetilerle dünyaya geldiğini, ancak 'insanlığa aday' biri olduğunu biliyoruz; onu topluma kazanmak, eğitimle gerçekleşiyor. Öte yandan, bütün bir insan soyunun yazgısı da söz konusudur: Hayvan, içgüdüsüyle varlığını sürdürüyor; insan topluluklarının sürekliliğini sağlayan ise, eğitim..." (Server TANİLLİ, Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz)
İşte son okuduğum kitaplar, işte alıntılar, sayın seyirciler. Yorum yok, yorum sizden. İyi pazarlar.