Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Türk dinamizmi

Milliyet · 1 Mayıs 2005

Fransa'nın en büyük tirajlı (700 bin) yazılı basın organı, günlük spor gazetesi l'Equipe, 1 milyon tirajlı hafta sonu dergisini Türkiye Özel Sayısı olarak çıkardı. Türkiye'ye spor penceresinden bakan, ancak ülkemizin AB ile ilişkileri ve Avrupalılığına bir savunma niteliği taşıyan, Remy Fiere imzalı bir başyazı, Sıkı Kahve başlığı altında Türkiye'nin dinamizmini ve evrensel ölçüde yer edinen Türk sporunu işaret ediyor. Anelka, Süreyya Ayhan, Susiç ve Erhan Önal ile röportajların yanı sıra, muhteşem spor fotoğraflarıyla yükselen Türk basketi, futbolu, güreşi, yağlı güreşi ve karatesi hakkında geniş makalelere yer veriliyor.

Türkiye'nin siyasal konumu, tarihi ve ekonomisi hakkında Benoit Heinermann imzalı bir bilgilendirme yazısında, Türkiye'nin üç büyük futbol kulübü anlatılırken, Türk siyasetçilerin spor dünyasını her zaman kolladığı görüşünün yanı sıra, spor etkinliğinde Türkiye'nin uluslararası düzeyde yükselişine dikkat çekiliyor.

Türkiye özel sayısı

“Elbette İstanbul Türkiye değil, kentin çılgınlığı da taşra tedirginliklerini yansıtmıyor. Ancak karşımızda yarısı 25 yaştan genç, dolayısıyla kıpır kıpır, yerinde duramayan 72,8 milyon nüfuslu bir ülke var ve komşularına kendisini göstermek, yeteneklerini kanıtlamak için yanıp tutuşuyor. Siyasal Avrupa, Türkiye konusunda hâlâ tereddüt ederken, Türkiye 1956'dan beri birçok Avrupa kupasında top koşturuyor, 1960'lardan öteye baskette, atletizmde ve tüm sporlarda Avrupa düzeyinde öne çıkıyor, kendini kanıtlıyor. Galiba spor, ilk kez siyasetten önce geçiyor, Türkiye gerçeğini siyasetten önce kavramış oluyor.”

Anelka, İstanbul'da epeyce “cool”

“Türkiye şampiyonluğunda lider adayı Fenerbahçe, Fransız forvete yokluğunu çektiği huzuru verdi. Fransa'da kendisine Türk kafası kaderi çizen Nicolas Anelka, Türkiye'de yaşamayı ve oynamayı seçerek hayatını değiştirdi.

Fransa'da yaptığı hataları tekrarlamamaya kararlı, yeni kulübünü alçak gönüllülükle kucaklayan Anelka, Serhat'ın 9 numarasını reddederek kimseyi rahatsız etmemeyi seçti ve Keegan'ın 39'unu korudu. Ülkede 20 milyonluk ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da dahil olduğu ateşli bir taraftar topluluğu olan Fenerbahçe'de paparazzilerle bile barış yaptı. 'Beni artık rahatsız etmiyorlar, kabullenmeyi öğrendim' diyor. Kulübün başkanı ve Volkan Ballı, Anelka'yı kollayıp koruyorlar. Sahada ise taraftarın onu hemen benimsemesinde, kuşkusuz 1996'da İslamiyet dinine geçmesinin rolü var. Ancak Anelka, “Türkiye'ye camiler için gelmedim, dinimi sükunetle yaşıyorum, ayrımcılık yapmıyorum” diye açıklıyor. Karmakarışık bir şehirde, yolunu bile kaybetmeyen Anelka'nın kimliği, İstanbul'da olgunlaşmış görünüyor. Artık Anelka, Türk gibi soluk alıp veriyor ve heyecanla 21 Ağustos'taki Formula 1 yarışlarını beklerken, 'Böyle bir yarışı kaçırmam mümkün değil' diyor.”

Ribery de keyif sürmekte

“Üç aydır Galatasaray'da oynayan Franck Ribery'de, Türkler gerçek bir lider kumaşı keşfettiler. Ribery, Türkiye'ye geliş kararını: 'Gencim ve kendimi geliştirmek için alışkanlıklarımdan çıkıp buraya gelmek cesaretini gösterdim' diye açıklıyor. 'Gelir gelmez ne kadar büyük kulüpler olduğunu gördüm. Uymakta hiç zorluk çekmedim. Karım için biraz zor, pek kimseyi tanımıyor ve sıkılıyor. Taraftarlar sıcakkanlı ve tutkulu. Tuttukları kulübün adeta hayatları olduğunu sanıyor insan, ama bu benim hoşuma gidiyor, gerçekten desteklendiğinizi hissediyorsunuz' diyor.

Baskettte Ülker ve Efes Pilsen

“Avrupa liginde taraftar sağnağına uğrayan, ancak ulusal şampiyonlarda seyirci sıkıntısı çeken Ülker ve Efes Pilsen, Türk basketinin iki lokomotifi. İstanbul Abdi İpekçi basket tesisleri, gece kulübüyle tımarhane arası unvanını çoktan kazandı. Efes Pilsen, ünlü bira fabrikasının inanılmaz lüks bir antrenman salonunda çalışıyor. Fransız Türk Mutlu Demir, 17 yaşında ve en iyi oyuncuları almak için hiçbir imkanı esirgemeyen kulübün umut oyuncusu.”

(Güreş) Güç onlarda

“Güreş, Türk'ün özelliği. Madalyalar ve ödülleri güreş getiriyor. Daha çok da gurur getiriyor. İşte yarının güreşçilerinin tavında dövüldüğü Bayrampaşa tesisleri.”

“Kas dağları her yerde var. Farkı yaratan, teknik üstünlük.”

“Temel var, kültür var, ama özellikle olanakları var.”

Güreşin yağları

“Geleneğin varisleri, yağlı bedenler, tapılan kahramanlar, ülkenin en büyük güreşçileri her yaz karşı karşıya geliyor. Yağlı güreş Türkiye'nin öteki yüzü, folklor ile sporun buluştuğu kavşak.”

Podyumdan aşağı

“Süreyya Ayhan, 26 yaşında 1500 metrede Avrupa Şampiyonu ve Dünya yarı şampiyonu oldu. Büyük bir atletizm geleneği olmayan Türkiye'de starlığa yükseldi. Ancak tartışmalı bir doping kontrolüyle alaşağı edildi. Eski şampiyon, federasyonu tarafından da terkedildi. Geçen hafta, yiyecek ödeneklerini bile kestiler. Ama 'Yalnız rakiplerime değil, dedikodulara ve iftiralara karşı da yarıştım' diye konuşan Süreyya, hâlâ bir vatansever. 'Türk olmakla gurur duyuyorum. Avrupa şampiyonluğumdan sonra pek çok ülke vatandaşlıklarına geçmemi önerdi. Ancak ben Türk doğdum, Türk öleceğim' diyor.”

Erhan Önal ya da Alman modeli

“1957'de İzmir'de doğup Almanya'ya giden ve Bayern'de yapılanan Erhan Önal, kaderleri birbirine bağlı iki futbol arasında ilk köprüyü oluşturdu. Önal, 'Avrupa'da 250 bin Türk futbol oynuyor. Niye gidip aralarından birilerini seçmeyelim?' diye konuşuyor ve iki ülkeye ait futbolcuları, 'Almanya'da gerçek Türkler, ama buraya gelince Alman oluyorlar' diye tanımlıyor. Eski uluslararası Türk futbolcu Erhan Önal, Almanya'da da oynayan ilk Türk. Bayern Münih'in önce genç, ardından A takımına geçen Önal, artık futbolcu temsilcisi.”

Konyaspor: Olağan bir tutku

“Kaynayan kazan İstanbul'dan uzakta, çalışkan Konya, Saffet Susiç'in antrenörlüğünde ilerliyor.”

Karate: Kata Türk'ün arayışları

“Türkler dünya sahnesinde parlıyor. Bazıları Fransa'da ilerleme olanağını buluyor. Türk karatesinin lokomotifi Haldun Alagaş, 1990 ve 1998'de Dünya Şampiyonu oldu ve kendisini keşfeden, Jean Claude Van Damme'ın ta kendisiydi. 31 yaşındaki Atay Kılıç ise, Fransa ile Türkiye milli karate ekibi arasında bağlantı görevini sürdürüyor. Türkiye, geçen yıl Meksika Monterrey'deki Dünya Şampiyonası'nda, Fransa'nın önüne geçerek en çok madalya toplayan beşinci ülke oldu. Oysa Türkiye'ye bu madalyaları kazandıran Türkler, Haldun Alagaş ve Atay Kılıç, Fransa'da yetişmişlerdi.”

Gazetedeki hâli (büyütmek için tıklayın)

Gazete kupürü 1