Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Avrupalıyız elhamdüllah !

Radikal · 2 Mayıs 2005

Fransa’nın ardından Hollanda’nın da halkoyuyla reddettiği Avrupa Anayasası gömülürken, AB’nin temellerine asılıyor, çatırdatıyor. Birliği çökertir mi bilinmez, ama kesin olan şu ki, Türkiye’nin üyelik perspektifini peşinden sürüklüyor.

Dün Radikal’in haberiydi : Hollanda’daki referandumda ‘hayır’ oyu kullananların % 40’ı , Türkiye’nin üyeliğini bloke edeceği umuduyla Anayasa’yı reddettiler. Ama Hollandalıların referandum yoluyla AB’ye muhalefet nedenleri arasında, geçen yıl alınan on yeni üyeye öyle eleştiriler var ki, Türkiye’nin niçin böylesine yoğun biçimde istenmediğinin ipuçlarını da veriyor. Bunlardan biri gülünç görünse de doğru bir saptama. ‘Hayır’ oyu kullanan Hollanda’lı bir seçmen, ‘Eurovision’da AB’ye yeni üyelerin, iyi şarkı ve iyi şarkıcıya değil, kendi ülkelerine oy verdiklerini gördüm,’diyor. ‘Yalnız kendilerine dönük düşünen bu ülkelerden Hollanda’nın ne çıkarı var ?’ Bu sudan lafın altında, AB’yi yalnızca sağılacak inek gibi gören, temelindeki dayanışma felsefesini reddeden, zaten birlik tarihini, idealini de bilmeyen, ayrıca öğrenmek de istemeyen… derinliksiz, çıkarcı ve aç gözlü bir zihniyeti eleştiri var, sayın seyirciler. Türkiye’nin AB hevesinin altında da yeni üyelerden farklı bir yaklaşım yatmıyor. Sorun bakalım baş müzakereci sayın Babacan’a, AB fikri tarihte ilk kim tarafından ortaya atıldı, biliyor mu ? Victor Hugo, Jean Monnet diye birilerini tanır mı ? Avrupa hakkında yazdıklarını okumuş mudur, zaten Avrupa hakkında kaç kitap okumuştur ? De Gaulle ve Adenauer’den haberi var mıdır ? AB’nin felsefesini, kuruluş idealini, temel anlaşmasını, anlaşmanın tarihini bilir mi ?

Hollanda, 16 milyon nüfusuyla kişi başına düşen katkı payı açısından AB bütçesine en yüksek bedeli ödeyen ülke. Yeni üyelerin, AB’nin ‘dayanışma bilincine’ yeterince sahip olmadığına inanıyor. Halk, kendisine sorulmadan üye alınan post komünist ülkelerin ceremesini çekerken, bir de bu ülkelerin toplamı büyüklüğünde Türkiye’yi taşımak istemiyor sırtında. Zaten Hollanda, Theo Van Gogh’un İslamcılar tarafından katlinden öteye yabancılara bir hoşgörü cennetinden, düşmanlık cehennemine dönüştü. Örneğin Amsterdam’ın %40 nüfusunu yabancıların oluşturmasını artık bir tehdit gibi algılıyor. İspanya’ya, AB’ye sormadan 400 bin göçmene yurttaşlık verdi diye kızıyor. Euro’yla birlikte gelen hayat pahalılığına kızıyor. Ona kızıyor, buna kızıyor, Anayasasını reddetmekle, ‘olmaz olsun böyle AB’, demeye getirdi.

Referandum sırasını bekleyen öteki ülkelerde sonuç ne olursa olsun, Fransa ve Hollanda’dan çıkan ‘hayır’, AB’yi çatırdatıyor. Çökmese bile büyük bir krizle karşı karşıya olduğu açık.

Türkiye ile müzakereleri başlatsa bile, oyalayacağı belli, üyelik orta vadede imkansız.

Bu kriz, Türkiye için de bir sınav niteliğinde. Ülkemizin Avrupalı olup olmadığı şimdi anlaşılacak. Bakalım ne kadar AB isteklisiymişiz ? Bakalım kriz içindeki bir AB üyeliğine ne kadar asılacak, çıkarılacak yeni engelleri aşmak için gereken siyasal iradeyi gösterecek mi AKP ? Böyle bir iradesi var mı, güçlü mü ?

Ne diyordu Başbakan Erdoğan ? ‘Biz bu reformları AB üyeliği için değil, Türkiye için yapıyoruz, üye olmasak da devam edeceğiz,’ diyordu… Göreceğiz bakalım, ne kadar AB’li, ne kadar değilmiş reformlar !

Bana kalırsa, Başbakan belki de ilk kez doğruyu söyledi : Eğer bundan böyle yapacakları reformlar da yeni TCK’nun izinsiz Kur’an kursları düzeyinde ve Milli Eğitim’in namaz müfredatı niteliğindeyse… Niyaz Türkiye’yi Avrupa Birliğine değil, İman Birliğine hazırlamaktır !

TUBİTAK’a bilim diye dayatılan yaratılış safsatası, orta öğrenimde de kutlu doğum haftasıyla gelmez ayın son çarşambası Avrupa’ya gireriz, belki. Ama o zamana kadar bunlar, cami okullarda gösterecekleri Çağrı filminde Hz. Muhammed’in hayatını, niye Müslüman sinemacıların beceremeyip HRİSTİYAN Amerikalıların çekip oynadığını da, hiç olmazsa gusul abdesti dersinde tartışmayı, umarım unutmazlar!

-----------------------------------