Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Şamarı anladık,oğlan kim?

Radikal · 4 Mayıs 2005

Türkiye'nin ümmi siyaset sahnesine çıktı çıkalı, bir yerlerden gözüm ısırırdı sayın Bülent Arınç'ı. Şöyle de diyebilirim: Türkiye'nin siyasi ümmiyet sahnesine girdi gireli ısırır, ancak çıkaramazdım gözümü.. yani ısırığı.. pardon, sayın Arınç'ı. Ne zaman ki sayın Arınç gündeme Anayasa Mahkemesi'yle düştü, benim de aklıma Hürriyet gazetesinin Cuma Sohbetleri düştü, o zaman anladım ki yıllardır, Bülent Arınç'a bakarken Mehmet Nuri Yılmaz'ı görür gibi oluyorum ben. Biri eski Diyanet İşleri, diğeri TBMM Başkanı, ikisi de mümin, muhafazakâr, Müslüman, Sünni ve tanrısal bilgilerle donatılmış, dolayısıyla okuyup yazmadan bilen ve üstelik konuşan Türkiye ümminuyesinin bu nadide evlatları; biyolojik fizikte de iki zemzem damlası kadar birbirlerine benziyorlar!

Mehmet Nuri Yılmaz, biraz daha eskiden damlamış, o kadar.

Zaten Arınç'ın Anayasa Mahkemesi sohbetinde bu yüzden Mehmet Nuri Yılmaz'ın Cuma Sohbetleri tadı ve Mahkeme Başkanı Mustafa Bumin'e söyleyip de ehl-i müslime anla dediklerinde, Yılmaz'ın 'Soralım Öğrenelim' köşesi vardı.

Bu köşede ehl-i müslim, Mehmet Nuri Yılmaz'a: 'Gece aynaya bakmak, tırnak kesmek günah mıdır?', 'Saç boyası, saçın suyla temasını engeller mi?', 'Namaz kılarken hacetim geldi, kaza kılmam lazım mı?' türünden ulvi sorular sorar.

Kim bilir kaç ümmi, nice bir ümmet, nasıl bir cemaat NE sordu ki Bülent Arınç'a, 'Yasama yetkisini elinde tutan Meclis'in üstünde hiçbir organ yoktur. Meclis kimsenin şamar oğlanı da değildir. Bundan sonra da olmayacaktır' dedi ve 'Anayasa Mahkemesi'ni kapatırız,' şeklinde bir ifade kullanmadığına, 'Anayasa Mahkemesi kaldırılabilir...' sözleriyle açıklık ve teminat getirdi.

Ben bu veciz sohbetteki 'şamar oğlanı', 'organ' ve 'kaldırmak' laflarına fena halde takıldım, sayın seyirciler! Ne demek oluyor bütün bunlar? Hergele meydanında Osmanlı geyiği mi yapılıyor, yoksa hamam sefası mı var?

Hangi çağdaş ülke, hangi demokraside, bir parlamento başkanının yönettiği millet meclisini 'Şamar oğlanı değildir', diye savunduğu görülmüştür?

Bülent Arınç nasıl bir alt kültürden gelmektedir ki, yasama erkinin üstünlüğünü 'şamar oğlanlığı' ölçüsüne vurmakta, başkanı olduğu TBMM'nin yüceliğini sadizm ve sübyancılık kurbanı olmamaya indirgemektedir! Ne biçim üsluptur bu, bir meclis başkanı nasıl böyle amiyane konuşabilir, hangi cehalet, hangi gaflet bu bayağılık cüretini verir kendisine?

Batı demokrasilerinde bırakın uluorta konuşmak, düşünülemeyecek bu siyaset üslubu, Osmanlı mirası mıdır, yoksa Müslüman Arap jargonu mu?

Hazret, 'Söylediğim şeyler, eski tabirle malumu ilandır,' dediğine göre...

Ancak, konuşmayı becerdiği kadar ümmi, yani okuması yazması da Allah'a havale kendisi, bildiğini sandığını da bilmiyor, Avrupa ülkelerinin hiçbirinde Anayasa Mahkemesi olmadığını öne sürer ve 'Yasama organı olarak istediğim yasa değişikliğini yaparım. İstediğim yasağı koyar, istediğimi kaldırırım,' derken de yanılıyor.

Kendi üslubuyla yanıt vermek için yanıp tutuşuyorum, ama haydi neyse, 'Beyfendiciğim, bir ton kuvvet macunu yutsanız da, o dediğinizi yapamazsınız,' demekle yetineceğim huzurunuzda. Ve ciddi olacağım, okuryazar seyircilerimin hatırına:

Anayasa mahkemeleri, Avrupa ülkelerinde tam da seçimle gelen faşizmi engellemek, demokrasiyi iğfal ve anayasayı ihlal ederek iktidarı ele geçiren faşist hükümetleri düşürmek için kurulmuşlardır. Başka bir deyişle Meclis'ler bu mahkemeleri kaldıramaz, ama anayasa mahkemeleri Meclis'leri indirir!

Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, 1946'da kurulmuş olup, seçimleri kısmen ya da topyekûn iptal ve Ulusal Meclis Bundestag'ı lağvetmek yetkisi vardır. Fransa Anayasa Konseyi 1958'de kurulmuş, benzeri yükümlülüklerle doğrudan cumhurbaşkanına bağlıdır. İtalya, İspanya, Portekiz, Belçika'da da, Almanya ve Fransa gibi, Hans Kelsen modeli diye anılan ve kökleri 1920 Avusturya Anayasası'na dayanan anayasa mahkemesi örnekleri vardır.

Bu mahkemeler, çağdaş demokrasinin Mussolini'nin İtalya, Hitler'in Almanya'da seçimle işbaşına gelmiş olmalarından aldığı ders sonucu, tam da Türkiye'deki koyarımcı iktidar ve kaldırırımcı muktedirlere karşı 'dikilen' kalelerdir. Oral (sözlü) kültür toplumlarında ise ümmilik, elbette dayaktan ders çıkarır, demokrasi külahından da faşizmi.