Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Çeklerin önceliği, türklerin arkalığı

Radikal · 6 Mayıs 2005

Forum 2005 dolayısıyla Türkiye’ye gelen ve bir AB üyesi olarak AB’nin ağzından duymak istediğimiz şeyi, yani Türkiye’nin üyeliğini çekincesiz desteklediğini söyleyen Vaclav Klaus’un, dünyanın kültür düzeyi en yüksek ülkesinin cumhurbaşkanı olduğunu biliyor musunuz?

Çek Cumhuriyeti, Slovakya’dan gürültüsüz patırtısız ayrıldıktan sonra AB üyeliğiyle gelen milyarlarca Avro’luk ekonomik yardımın % 80’nini eğitim ve kültüre ayırdı, okullarını, üniversitelerini yenilemek, bilişim ve iletişim teknolojisindeki eksikliğini (hatta yokluğunu) gidermek, kısacası ülke halkı ve özellikle gençliği bilgiye açmak için kullandı. AB yetkilileri, Brüksel’deki Çek meslektaşlarına: ‘Yaşam standardınız sıfır düzeyde, kentlerinizin altyapısı felaket, yollarınız asfalt bile değil, zaten otomotiv endüstriniz bile yokken; bu paranın niye bu kadar önemli bölümünü eğitim ve kültüre harcıyorsunuz?’ diye sorduklarında aldıkları yanıt, zamanın Cumhurbaşkanı Vaclav Havel’in sözleriydi: ‘Çek Cumhuriyetinin geleceğini, gençliğin bilgi düzeyi, kültür altyapısı belirleyecek. Yollarımızı asfaltlayıp araba doldurmadan önce, kafaları donatmak gerekir!’

Bu sözlerin şaşılacak hiç bir yanı yoktu, çünkü Çekler, komünizm öncesi, sırası ve sonrasında, kişi başına zaten en yoğun kültür düşen, nüfusuna orantılı en çok sayıda ve üstelik evrensel çapta yazar, sanatçı, bilim adamı yetişen Avrupa halkıydı!

Çekleri, komünist rejimin zorla evlendirdiği Slovaklardan sükunet ve ağırbaşlılık içinde ayıran, Çek Cumhuriyeti’ni kuran ve AB’nin çekincesiz kucaklamakla kalmayıp, önünde saygıyla eğildiği bir üyesi yapan insanlar da kültür adamları, liderleri de tiyatro yazarı ve filozoftu zaten: Vaclav Havel.

Zaten belki de SSCB’nin yıkılışıyla sonuçlanacak süreci ilk başlatan, Prag Baharı diye anılan dönemin lideri elbette Dubçek, ama mimarları Vaclav Havel’den Milan Kundera’ya, düşün ve yazın erbabı, yani aydınlardı!

Okur yazar olmayan dehşet verici nüfus oranı bir yana, bilmem okur yazarlarının ezici çoğunluğu ‘bilgi’yi din dogmaları ve milliyetçi tabuların dar olduğunca sığ ve karanlık kalıbına tıkan Türkiye’de kavranması mümkün mü: Özgürlük, eylemden önce fikirde, düşüncede serbestlik, dolayısıyla bir kültür ürünüdür. Sınırlar, engeller, baskılar, önce kafalarda yıkılır, sonra hayata, yani eyleme yansır. Ve Çekoslovakya’da, hem aydınlar halktan kopuk bir azınlık değil, hem de aydınların fikir tartışmalarını yaşamsal önemde bir ilgiyle izleyen, çünkü okuduğunu anlayan, anladığı fikri benimseyen, benimsediğini hayata geçiren bir toplum vardı. Köylüsünden kentlisine, yüzde yüz okur yazar bir nüfus, kültür düzeyi yüksek bir toplumdu Çekoslovak halkı, komünist rejime rağmen ya da komünist rejim sayesinde.

1990’dan 2003’e kadar Çek Cumhurbaşkanı olup post komünist ülkesini AB üyeliğine taşıyan Vaclav Havel; Prag Baharı’nı edebiyat dergilerinde Milan Kundera’yla tartışarak hazırlayan, tiyatrodaki işinden bu yüzden atılan, fabrikada işçi olarak çalışmak zorunda bırakılan ve siyasal direnişini 4 yıl hapis yatarak ödeyen bir entellektüeldi. Dünyanın saygısını önce direnişçi entellektüel, ardından devlet adamı olarak kazandı ve çağdaş tarihini, kendisiyle kader birliği yapan aydınlarla birlikte yazdı.

Türkiye 40 yıldır kapısında beklerken, henüz birkaç yıl önce adaylıklarını koyan post komünist ülkeler takır takır AB’ye alınınca, hepimiz, Türkiye’nin demokrasi deneyimi ve liberal ekonomideki tartışılmaz üstünlüğünü ileri sürerek, ‘haksızlık, çifte standart vb...’ diye bağırdık. Ben de yabancı medyalarda aynı savı savundum, bildiğimi kendime saklayarak, iki yüzlülük yaparak: Post komünist ülkeler elbette ekonomide ve demokrasi deneyiminde geriydi Türkiye’den, ama kültürde, eğitimde fersah fersah ileriydi. Ve AB, elbette ki beraberinde cebi delik, ama her alanda uzman orduları ve kalifye iş gücü getiren ‘kültür’ ve ‘eğitim’ zenginliğini, post komünist ülkeleri yeğledi.

Eğer AB, kültür anlayışını değiştirip ‘kültür fizik’ imanına gelmezse, demokratik yasama erki TBMM’yi ‘kadını erkek, erkeği kadın yapmaktan başka herşeyi yapar’ diye tarif eden cehalet muktedirlerinin Türkiye’si, daha çok uzun yıllar bekler, AB üyeliğini.

---------------------------