Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Deha ve ihanet

Radikal · 13 Mayıs 2005

Barış sırasında yüce bir amaç uğruna, insanlık için özveride bulunan kahramanların sayısı, savaşta kahramanlık gösterenlere oranla katbekat fazladır.

Ama kahramanlık kavramının savaş boyutu bir başkadır. İhanetin de öyle.

Tıpkı kahramanlık gibi, savaşta ihanetin nerede başlayıp nerede bittiğini saptamak kolay değildir. Örneğin Kwai Köprüsü'nün öyküsü, işini en iyi biçimde yapmaya çalışan İngiliz subayının ihanete teğet geçen kahramanlığını anlatır.

Otomotiv sanayii tarihinin de böyle bir dâhi haini var. Ünlü Renault motorlarının mucidi ve fabrikalarının kurucusu Louis Renault. 1877 doğumlu Renault, Parisli orta halli bir ailenin çocuğuydu.

Tek tutkusu motorlardı. Daha henüz 20 yaşındaydı ki, jeneratör sisteminde yaptığı bir devrimle ilk icadına imza atıyor ve iki kardeşinin yardımıyla yılda 70 arabayı kendi elleriyle imal ediyordu. Takvimler 1910 yılını gösterdiğinde dev bir endüstri haline gelen Renault arabaları, ABD'den Moskova'ya dek tüm dünyada satılan bir marka haline gelmişti. Birinci Dünya Savaşı, artık işçilerince 'Billancourt canavarı' diye tanımlanan bu soğuk, hesaplı ve aslında hastalık derecesine varan çekingenliğini olağanüstü bir sertlik ardına saklayan Renault'nun hırsını ve yükselişini engellemedi. Tam tersine, Renault fabrikaları artık Fransız hükümeti için tank ve top mermisi de üretiyordu. Louis Renault, pederşahi bir patrondu. 1936 yılındaki Halk Cephesi sırasında, çok rahat yaşattığını düşündüğü sevgili işçilerinin grev yapmasını hiç anlayamadı ve hazmedemedi! Giderek daha otoriter, daha sert bir patron olup çıktı. Ancak en büyük hatasını İkinci Dünya Savaşı sırasında yaptı. 14 Haziran 1940'ta Paris'e giren Almanlar, Renault fabrikalarına el koydular.

Louis Renault için iki seçenek vardı. Ya işgal güçleri için çalışacak ya da çekilecekti işin başından. Oysa o fabrikalar, Renault'nun varlık nedeni, tüm yaşamıydı. 'De Gaulle mü? Tanımıyorum' sözüyle seçimini yaptı, düşmanı için çalışacaktı. 3 Mart 1942 günü, Renault fabrikalarının savaş endüstrisi için yaptığı üretimi durdurmak isteyen müttefikler, Billancourt fabrikalarını 235 uçağın attığı 460 ton bombayla suladılar. 500 ölü, 1200 yaralı vardı ve tüm atölyeler yerle bir olmuştu. Louis Renault, altı ay sonra yeniden kurulan fabrikaların yine başındaydı. Ama diriliş uzun sürmedi. 4 Nisan 1943 günü, bu kez Amerikalılar bombaladı Renault savaş sanayiini. Savaş bitip hesaplaşma dönemine girildiğinde, yaşlı ve hasta

Louis Renault muzafferler için ideal bir avdı. Maliye Bakanlığı, Renault fabrikalarının üretimine el koydu. Louis, vatana ihanetten tutuklandı. Ama asla yargılanmadı. Bilinmeyen kişilerce ve sözüm ona bilinmeyen nedenlerle dövülerek öldürüldüğünde 67 yaşındaydı. Cinayet, küçücük bir magazin haberi olarak yer aldı gazetelerde. Louis Renault'nun ölümünden tam bir ay sonra, Fransız hükümeti Renault fabrikalarını, hem de 'beş kuruş tazminat' ödemeden devletleştirdiğini ilan ediyordu.

Louis Renault bir hain miydi? Kuşkusuz. Ama aynı adam, 1913 yılında Almanların kendisine önerdiği büyük servet karşılığı, bir uçak motor planını Almanya'ya satmayı reddetmişti! Demek ki kahramandı da. Ya da kahramanlar zoru görünce hain olabiliyorlardı. Tek kesin gerçek, bir devletin bir adamın ihanetini bahane ederek koskoca bir özel sektör işletmesine el koyduğuydu.

Savaşlar bazen böyle işlere de yararlar.

'Türkiye'nin tek, en büyük ve verimli demir çelik tesisi Erdemir'in ne savaş ne de yenilgi söz konusu olmadan yabancılara, üstelik hava parasına satılacağını düşününce, asıl ihanetlerin barış zamanı kipinde çekildiğine inanıyorum.'