Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Onlar için

Radikal · 20 Mayıs 2005

Dün 19 Mayıs 1919'u, bir kez daha Türk gençliğine adayarak, gençlere bağladığımız umutlarla kutladık. Yıl 2005, bugün bayram ertesi ve milyonlarca genç, umutlarını boşa çıkaran Türkiye gerçekleriyle karşı karşıya, heba olan gençlikleriyle baş başa. İşte size onların arasından bir ses:

"Merhaba Mine Gökçe abla, nasılsınız? Ben Tunceli ilinin Pertek ilçesi Dorutay Köyü'nde yaşadım çoğu zaman. Yaklaşık dört ay oldu, yine köyüme döndüm. Daha doğrusu dönmek zorunda kaldım, maddi yetersizlikten. Köyde babamla yaşıyorum, annem geçtiğimiz haziranda öldü. 47 yaşında mide kanserinden. Doktorlar, bir sene daha erken tedavi olsaydı, annemin hastalıktan kurtulabileceğini söylediler. Neyse Mine abla, fazla derinleşmeyeyim. İşte bu köyde kalma durumumdan size yazamadım, ama köyde kaldığım sürece de Türkiye ve dünya gündeminden uzak kalmamaya çabaladım. Güzel kitaplar okuyup, özümleyip kavramaya çalıştım kendimi geliştirmek adına. Mine abla, insan en olumsuz, en kötü ortamda bile kendini mutlu edecek birşeyler bulabilir, en olumsuz ortamda bile insanı mutlu edecek bişeyler vardır. Mine abla sıcak ekmek kokusunun bile bana verdiği bi mutluluk vardır. Ben ortamı, içinde bulunduğum şartları suçlamanın insana bişey kazandırmayacağını düşünüyorum. İçinde bulunduğum şartları suçlamak, isyan etmek ve bunu ailene de yansıtmak onları da huzursuz edip suçlamak yerine şartları değerlendirerek mutlu bi şekilde elinde olanla ilerlemeye çalışmak en iyisi diye düşünerek hareket ediyorum. Mine abla insan en çok ailesini sever, başkasının zararına karşı gerekirse onlar için canını feda eder. Ama en çok sinirlendiği, öfkelenip kızdığı, huzursuz ettiği kişiler de onlardır. Bu bi ikilem. Bi çelişki değil mi sizce de Mine abla?"

Bilmiyorum seziyor musunuz bu mektuptaki umutsuzluğu, acıyı, kaderle hesaplaşmayı?

Bu güzel çocuk, zaman zaman Banofi rumuzuyla yazıyor bana. Belli ki isyanlar içinde, değiştiremediği koşullarından kimi sorumlu tutacağını bilemeden sorguluyor hayatı.

Bir devlet, işte bu noktada var olmalıdır gençleri için. Bu noktada var olmasına bağlıdır 'beka'sı. Ancak gençleri için varsa büyüktür, bir devlet. Devletin ufku, gençliğin ufkudur. Gençlerin ufku açıksa, devletinki de açılır, ya da tersi. Umudun bittiği yere uzanan el olmalıdır devlet. Gençlerine el veremeyen, gelecek sunamayan devlet, kendi geleceğini mahkûm eder.

Türkiye Cumhuriyeti, gençlerine yaşamdan çok ölümden sonrasını düşündüren, yeryüzünde değil sanal bir âlemde mutluluk vaat eden, hayatlarını cennet ve cehennem korkularıyla karartan, özgürlüklerini sınırlayan kaderci bir öğretiye karşı, bu dünyada yaşam ve mutluluğu hedefleyen bir projedir. Kaderciliği reddeder, fikri hür, vicdanı hür, dolayısıyla yaşamını değiştirebilecek güçte bir gençlik yetiştirmektir amacı. Kadın erkek ve fırsat eşitliği, Cumhuriyet projesinin sacayağıdır.

İşte ben onlar için, kaderini değiştirmek isteyen gençler için yazıyorum. Özgürlük isteyen ve özgürlüğün fırsat eşitliği, cinsiyet eşitliği, yani insanlık olduğunu anlayan ve boyun eğmeyen gençler için.

Ötekiler, Türkiye'nin kader mahkûmları.

Türkiye de onların.