Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Karamanlı’nın ABD zaferi

Radikal · 22 Mayıs 2005

Biliyordum, biliyordum! Herkesin bit yeniği aradığı yerde, derisinde olmasa bile gerisinde, bir Türk parmağı arıyordum ve buldum. Tarihte ABD'yi terörize eden ilk Müslüman teröristler Türk'tü ve elebaşı Usame bin Ladin değil, Karamanlı Yusuf'tu, sevgili okurlar!

Zamanımızdan tam tamına 200 yıl önce, yani 1801'de ABD genç bir cumhuriyet, Başkanı Thomas Jefferson ve Amerika'nın ölü ya da diri aradığı bir numaralı düşmanı, Trablusgarp'ın Türk Valisi Karamanlı Yusuf adlı eşkıyaydı. Güleceksiniz ama doğru, o devirde Trablusgarp, Cezayir, Tunus gibi Kuzey Afrika vilayetlerinin emanet edildiği eşkıyalara 'dayı' denirdi ve Babıali'ye bağlılık bildirene valilik verilirdi. Trablusgarp'ın dayısı Karamanlı Yusuf da böyle paşa ve vali olmuş, resmi eşkıyalık yapıyordu. Emrine aldığı Müslüman korsanlar aracılığıyla denizlerde dehşet saçıyor, gelirini Kuzey Afrika kıyılarında haraca bağladığı genelinde küffar, özelinde Amerikan gemileri ve yarısını boğazlayıp yarısını rehin aldığı Amerikalıların kellesine biçtiği 'baç'tan sağlıyordu.

Amerika, Karamanlı Yusuf Paşa ve gözü dönmüş Müslüman korsanların zulmünden illallah demişti. Üstelik Trablusgarp 'dayısı' Yusuf'un rehin aldığı Amerikalıları serbest bırakmak için istediği baçlar ve yıllık haraç, ABD bütçesinin beşte birine ulaşmıştı! Dayı şımarmıştı sizin anlayacağınız, çünkü arkasına o yıllarda eski sömürgesinin Yankee'lerinden nefret eden İngilizlerin desteğini almıştı. Batılı kaynağım Marianne dergisine göre ABD ile Karamanlı Yusuf arasındaki savaşı, canına tak eden Jefferson başlattı. Amerikan Kongresi önce ihtiyat tavsiye etti, ama Trablusgarp dayısı Washington'dan istediği yıllık haracı ikiye katlayınca, askeri harekât kararı verildi. Milliyet Büyük Larousse ise, Yusuf Paşa'nın (paşa demeye dilim varmıyor ama...) Amerika'nın Cezayir dayısıyla Tunus valisine ödediği yıllık baçların, kendisine ödenenlerden fazla olduğunu bahane ederek ABD'ye harp ilan ettiğini söylüyor. Her neyse, sonuçta ABD ile Karamanlı Yusuf'un savaşı başladı, sevgili okurlar. Ama ne başlamak...

Akdeniz'e bir filo gönderen Amerika, Trablusgarp Limanı'nı abluka altına almak isterken, Philadelphia Firkateyni liman ağzındaki sığ kayalıklara oturdu ve 270 kişilik gemi mürettebatı düştü mü size tutsak Karamanlı'nın eline? Ama Amerikalılar bugün olduğu gibi kararlıydı. ABD'nin Tunus Konsolosu William Eaton, Karamanlı Yusuf'un hileyle iktidardan uzaklaştırdığı ağabeyi Ahmet Bey'i tahta geçirmek vaadiyle yanına alıp, 56 kişilik bir Amerikan birliği, bir avuç İtalyan, birkaç yüz Arap paralı asker ve 190 deveyle Sahra'yı geçerek Trablusgarp'taki yurttaşlarının imdadına yetişmeye davrandı. Ancak, çöl seferi sırasında 'sonsuz adalet' kuvvetlerinde isyan çıktı. Seferin 16 'marins'i, isyancıları kurşuna dizmek tehdidiyle yola getirdi. Eaton başkanlığındaki Amerikan ittifakı, Trablusgarp'a komşu Derne kal'asına eriştiğinde, müttefiklerin bir bölümü açlık ve susuzluktan ölmüş, Arap askerlerin çoğu da develeriyle birlikte 'serap' olmuşlardı. Eaton, yine de 'Hücum!' emri verdi son kalan sadıklara. Yenilmeleri kesinken, ne oldu dersiniz? Eaton'ın yanında ağabeyi Ahmet Bey'in varlığını öğrenen Karamanlı Yusuf korktu! 1805 yılında, Ahmet Bey'in Mısır'a sürülmesi ve bir kereye mahsus 60 bin dolar baç ödenmesi koşuluyla Amerikalı tüm tutsakları serbest bıraktı ve artık haraca kesmemeye söz verdiği ABD ile bir de 'dostluk ve ticaret anlaşması' imzaladı. Perişan vaziyetteki Amerikalılar, işin içinden bu yarım zaferle çıkabildiklerine pek memnun, sonuca razı oldular. Ancak, şol tarih der ki, Trablusgarp savaşı Amerikalı kahraman konsolos William Eaton'ın ruh sağlığına mal oldu ve zavallı, çöl sıcağı başına vurduğunda kaçan aklına bir daha asla kavuşamadı...

Peki Karamanlı Yusuf'a ne oldu dersiniz? Önce İngilizlerle anlaşıp Fransa'ya kazık attı. Sonra Fransa ile anlaşıp Osmanlı'ya ihanet etti. 1834 yılında, kendisi, oğlu ve tüm Karamanlı ailesi İstanbul'a getirilerek tutuklandı. Ancak İngilizlere ve Fransızlara taktığı bütün borçları, Osmanlı devleti ödemek zorunda kaldı!

Kıssadan hisse, her kulağa küpe.

Not: Yazarımız bir gün izin kullandığı için, eski bir yazısını yayımlıyoruz