Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Senyörlerin savaşı

Radikal · 31 Mayıs 2005

Fransa’da iki aristokrat, demokrasi arenasında boy ölçüşmeye hazırlanıyor. Geçen pazarki referandumda arenaya inen halkın, oylarıyla öldürdüğü yorgun ve bezgin siyasilerin cesetleri çıkarıldı, yaralıların kanı temizlendi, hazır siyaset meydanı. İki genç, hırslı ve en önemlisi ikisi de gücü denenmemiş, gıcır gıcır, yepyeni savaşçı salındı ortaya, şimdi halk onların kapışmasını bekliyor sabırsızlıkla.

Halk sabırsız ve sabrının tükendiğini AB Anayasasına ‘hayır’ diyerek gösterdi. Heyecanla bekliyor olacakları, çünkü denenmişi, bıkılmışı tokatladı, ‘tabula rasa’ dedi, masayı devirdi ve bilinmedik, alışılmadık, gösterilmedik bir performans bekliyor yeni gladyatörlerinden… Kazananı değil, iyi dövüşeni, kendisine yeni bir heyecan, atılım gücü verecek olanı baş tacı edecek. Beğenmezse ikisini birden alaşağı ilanla, öteki savaşçıları sahaya sürmeye kararlı.

Öteki savaşçılar, 2007’de seçimleri kazanmayı bekleyen sosyalistler. Referandum tokadını yiyen merkez sağ iktidarının, halkın gönlünü değil, hem gözünü, hem beynini, hem de cebini doldurabilmek için 22 ayı var.

İşte o 22 ayın sultanlığı, dün cumhurbaşkanı Chirac tarafından, Fransa’nın yarısının gönlünde yatan ‘arslan’, Dominique de Villepin’e verildi. Fransa’nın yarısı kadın : 52 yaşındaki Dominique de Villepin’i hem çok çekici buluyorlar, hem de Dış İşleri Bakanıyken Birleşmiş Milletler’de, ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkan tarihi söylevinden beri Villepin, daha çok kadınların beyaz atlı olmasa da ak saçlı şövalyesi, ulusal kahramanı, üstelik iyi bir şair !

Kadın hayranlarının çokluğu bir yana, Fransa’nın yeni başbakanı gerçekten ‘olağanüstü’ bir kişilik. Bir aristokrat. Deha düzeyinde zeki olduğu söyleniyor. Boyu kadar uzun adı, adeta Fransız kültür tarihinin bir özeti : Dominique Marie François Rene Galouzeau de Villepin !

Bir büyük Fransız sanayi kuruluşunun dış ülkelerdeki yöneticiliğini üslenen babası dolayısıyla Fas’ta doğmuş, Venezuela ve ABD’de büyümüş, ana yurdunda ise hukuk, siyasal bilgiler ve devlet yönetimi öğrenimi görmüş. Başka bir deyişle tipik bir Fransız ürünü, devlet adamı olmak için yetişmiş biri Villepin. 1995’ten beri ‘hiç seçilmeden’ politika yapan, diplomatlıktan bakanlığa atlayan bir ‘seçkin’. İş adamı kökenli senatör babası, halen Fransız Türk Dostluk derneği üyesi ve hem gençliğini dış ülkelerde geçirmiş, hem de diplomat olması dolayısıyla Dominique de Villepin, dünyaya açık bir Fransız ve başbakanlığı Türkiye açısından bir şans olabilir, önyargısız, doğru bakmaya çalışacaktır ülkemize.

Bu satırları yazarken henüz resmen doğrulanmadı ama, De Villepin’in kuracağı hükümete, hem cumhurbaşkanı Chirac, hem de kendisinin baş düşmanı Nicolas Sarkozy’nin İç İşleri Bakanı olarak girmesi izafi bir kesinlik kazanmıştı.

İşte arenaya inecek ve Dominique de Villepin’la boy ölçüşecek öteki gladyatör, Türkiye düşmanı, iktidardaki merkez sağ Çoğulcu Halk Birliği UMP Başkanı, 50 yaşındaki Nicolas Sarkozy olacak.

Raslantıya bakın ki, o da bir aristokrat, bir Macar soylusu, babası kont. Onun da tam adı, Nicolas Sarközy de Nagy Bosca. Annesi Selanik doğumlu bir Yahudi olmasına karşın kont babasının katolik mezhebini kabul eden yeni İç İşleri Bakanı, gündüz ve gece kadar farklı olduğu Dominique de Villepin’le çok benziyor aslında. Hem çok zeki, hem de kurnaz. Budapeşte doğumlu, Fransa dışında yaşayan bir ailenin oğlu. Aynı öğrenimi görmüş, hukuk, siyasal bilgiler, devlet yönetim okulu… Ancak birkaç farkla : Nicolas Sarkozy, tüm siyasal kariyerinde seçmenlerin, militanların oylarıyla yükselmiş biri. Siyasal ailesine ihanet etmiş, kaybetmiş, yeniden döndüğü UMP’de bu kez Chirac’ın altını oyuyor. Başbakan Villepin, cumhurbaşkanına olan bağlılığı nedeniyle ‘beton sadakat’ diye anılırken, Nicolas Sarkozy, kişisel hırs yolunda önüne geçeni biçen siyasi bir cellat, ihanetin ta kendisi ve 2007 yılında cumhurbaşkanlığına oynuyor.

Jacques Chirac, dişli rakibinin önüne en son engel olarak ‘beton sadakat’ Dominique de Villepin’i çıkardı. Ama Sarkozy’yi hükümet dışında bırakmak mümkün değildi, parti tabanı onu istiyor çünkü. Biri Chirac’ın favorisi, diğeri düşmanı iki adam, 2007 yılında Chirac’ın yerine, Fransa’nın başına geçmek için çarpışacaklar.

1789’da kralların kafasını kesen bir ülkede, öfkesini referandumla belli eden halk tayfasının isyanını bastırmak ve AB gemisini demokrasinin çalkantılı sularında selametle yüzdürmek, ne tuhaf ki iki aristokrata teslim edildi. Fransa’da gerçek senyörlerin ‘klas’ dövüşü başlıyor.

Bilmem siyasette daha çok horoz dövüşüne alışık Türkiye’de izlenir mi ama, ilginç bir demokrasi dersi olacak.

------------------------------------