Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Samir Kassir’i öldüren ihlal

Radikal · 5 Haziran 2005

Sanat çoğu kez düşündürür. Bazen de vurur. Ressam Arzu Başaran'ın son sergisi 'İhlal'i, yüreğime yediğim bir yumruk gibi yaşadım ben. Yaşam hakları ihlal, ruhları tahrip, varlıkları taciz edilen çocuklar, öyle sıra sıra, bir arada, duvar boyunca uzayıp giderken karşımda, her birinin imgesinden sızan sarsıntıyla titredi insanlığım.

Arzu Başaran, yıllarca gazetelerin üçüncü sayfalarına adı konulan, ama tarifsiz acıları sessiz ve sözsüz kalan, dövülen, hırpalanan, tecavüz edilen, bazen de öldürülen çocukların fotoğraflarına bakıp geçememiş. Unutmayı ve unutturmayı reddetmiş. Yüreğinden beynine yansıyan burkulma, ellerine isyan emri olarak geri dönmüş ve Arzu'nun sanatçı ellerinden birer tokat olup çıkmış her birinin hikâyesi, toplumsal bir vicdan yarasının üstünde patlıyordu.

Galeri Appel'deki sergi, geçen hafta bitmiş olmalı. Ama ben unutamıyorum 'ihlal' çocuklarını. 15 gün önce gittiğim sergide, resimler kadar ziyaretçileri de inceledim. Kim bilir kaçının çocukluğu çalınmış,'ihlal' edilmişti bir zamanlar, kimisi tacize, kimisi tecavüze uğramıştı kim bilir. Kesin gerçek, her birinin, hepimizin içinde küçük ya da büyük bir yara olduğu, kimimizde kabuk, kimimizde hâlâ kanadığıdır.

Son yıllarda çocukların maruz kaldığı şiddet ve tecavüz olaylarıyla ilgili araştırmalar, acı olduğunca evrensel bir gerçeği ortaya koydu: Çocuklara şiddet uygulayan tüm erişkinler, çocukken şiddet kurbanı olanlar. Tecavüzcüler, çocukken tecavüze uğrayanlar. Dövülmeden, sövülmeden büyütülen çocuklar, ana-baba olduklarında kendi çocuklarını da dövmeden ve sövmeden büyütüyorlar. Şiddet görenler ise, öz çocuğuna ya da başkalarına şiddet kullanıyor, örneğin öğrencisini döven öğretmen, kimsesiz çocukların ırzına geçen görevli vb. oluyorlar.

Bu dehşet verici koşullanmayı çözebilen, şiddet halkasını kırabilen var mı? Elbette var. Ama 'bildiğini işlemeye' teslim olanlar ezici çoğunlukta. Kurbanın cellata dönüşmesi, yalnızca korunaksız çocukluk/muktedir erişkin ilişkisinde yok.

Yaş, sınıf ayrımsız tüm şiddet suçluları, büyüdükleri şiddet ve suç ortamının ürünleri.

Çocuklar, toplumların, insanlığın geleceği.

Bugün ihlal, iğfal ve tacize uğrayan çocukların yaralı ruhlarını şefkatle sarmamak, haklarını korumamak, yarın topluma kendisine yapılanı hedefsiz ve bilinçsiz biçimde tekrarlayacak, başka bir deyişle intikam alacak potansiyel suçlular hazırlamak demek.

Önceki gün Lübnan'da öldürülen gazeteci Samir Kassir, benim arkadaşımdı. Türk basınına Semir Kesir olarak yazıldı adı, ama TV5'te Samir diye anılır, yalnızca bir ay önce birlikteydik Kiosque programında. Çevresine ışık yansıtan gerçek bir aydın, yılmaz bir demokrasi savaşçısı, cesur olduğunca evrensel kültür sahibi, iyi bir yazar, muhteşem bir insandı. Tıpkı Uğur Mumcu gibi. Ve tıpkı Uğur Mumcu gibi, karanlık ellerin arabasına yerleştirdiği bombayla havaya uçuruldu, söndürüldü ülkesinin insanlarına vermek istediği ışık. Onunla birlikte, aydınlığa umutlanan Lübnan'ın ufku da karanlığa gömülüyor, yeniden.

Ülkesinde Demokratik Sol Partisi'nin kurucusuydu, bir gün Lübnan'ın cumhurbaşkanı olacağını hayal ediyorduk. Çapı, derinliği, bilgisi

ve yeteneği yeterlinin üstündeydi. 45 yaşında öldürdüler Samir'i. İki küçük kızını öksüz bıraktılar.

Katillerin, azmettiricilerin, o bombayı yerleştiren, telleri bağlayan ellerin nasıl, ne biçim insanlar olduklarını düşünüyorum günlerdir. Azmettirici belli: Cemil El Seyit diye bir cellat. Lübnan'ın Suriye'deki kiralık maşası, eski polis şefi. Kim bilir Samir'i öldürene kadar, kaç kişinin kanı vardır alnında, kim bilir kaç işkence, kaç suikast, kaç cinayet suçlusudur?

Kim bilir çocukken nasıl bir ihlale uğramış, nasıl bir tacize kurban edilmiştir ki, böylesine gaddar, böylesine hain, böylesine kıyıcı olabilmiştir?

Sevgiyle, şefkatle sarmalanan, mutluluk öğretilen bir insan yavrusunun, büyüyünce cana kıymasına, katil olmasına, cellat olmasına imkân var mı