Üçüncü havaalanı üstüne
Radikal · 12 Haziran 2005
Türkiye'de siyasal erkle basın arasında bitmeyen çekişmedir: Gelen giden ve devam eden tüm hükümetler, basını sık sık 'yapıcı' değil 'yıkıcı' eleştiriye prim vermekle suçlar. Ancak dün başkaları, bugün AKP hükümeti asla itiraf etmezler ki, onların eleştiriden anladığı 'yapıcı'lık yalakalık, 'yıkıcı'lık da muhalefetten ibarettir. Başka bir deyişle Türkiye'de her hükümet ülkeye hizmet anlamında iyi şeyler yapmaya, basınsa onların yaptıklarını yıkmaya çalışmaktadır. Oysa sonuçta hep görülür ki, Türkiye'de 'yapıcılık' diye takdim edilen girişimlerin yarısı ya ülkenin maddi manevi zararına yol açmış ya da düpedüz 'yıkıcı' sonuçlar vermiştir.
En başta AKP, hiçbir hükümet bugüne kadar bir türlü kavramamıştır ki, 'yapıcılık' paradoksal bir niteliktir, mutlaka olumluyu işaret etmez, çünkü iyi yapmak isterken kötü yapılabilir, inşaat sanılan da yıkım getirebilir. Zaten ne her yapılanın yararlı ne de her inşaatın sağlam ve doğru yerde olduğunun en iyi öğrenilmiş olması gereken ülke, Türkiye'dir!
Yapıcı eleştiri mi istiyorsunuz? İşte size İsmet Berkan'ın dün ve önceki gün Radikal'de yayımlanan, bence gerek Türkiye, gerekse İstanbul açısından hayati önemde iki makalesi. Berkan bu makalelerde AKP hükümetinin Ulaştırma Bakanlığı tarafından İstanbul'un Avrupa yakasına üçüncü bir havaalanı kurulması planını eleştiriyor ve ülkeye 1 milyar dolara patlamış Sabiha Gökçen Havaalanı doğru dürüst işletilemezken halkın parasını üçüncü bir havaalanı için harcamanın mantıksızlığını vurguluyor.
Avrupa yakasına ikinci havaalanı projesini duyunca, benim de tüylerim diken diken olmuştu. İsmet Berkan'ın tüm eleştiri gerekçelerine katıldığım gibi, AKP hükümeti ve Ulaştırma Bakanlığı'nın bu girişimini yalnız mantıksız değil, akılsız, sorumsuz ve haksız buluyorum.
İşte tam da bu kapsamda, eğer Ulaştırma Bakanlığı dediğim dedik diye İstanbul'un Avrupa yakasına bir havaalanı daha yaparsa 'yıkıcı' olacaktır ve yıkıcı bir projeye olmadan karşı çıkmak, müstakbel sorumlularını akla, mantığa, hesaba ve kitaba davet etmek 'yapıcılık'tır.
İşte bu konuda benim 'yapıcı' önerilerim:
İstanbul'un Avrupa yakasına ikinci bir havaalanı yerine, kapasitesinin çok altında çalıştırılan Sabiha Gökçen'i optimum işletme yöntemini bulmak gerekir. Akılcı yönetim başarısı, biri atıl dururken kamu parasını maliyeti çok yüksek ikinci bir yatırıma harcamak değil, hazır fakat atıl olanı canlandırmak olacaktır. Benim aklıma gelen bir soru, aynı zamanda basit bir çözüm içeriyor: Niçin THY'nin Avrupa başkentlerinden gelen tüm uçakları Atatürk Havaalanı'na iniyor?
THY, Avrupa'nın bütün büyük başkentlerinden günde iki sefer yapar. Oysa, özellikle turizm mevsiminde sayıları artan bu tarifeli sefer yolcularının EN AZ yarısı, İstanbul'dan transit geçen Anadolu yolcularıdır. Avrupa'da çalışan Türkler memleketlerine, turistlerin yarıdan çoğu da başta Akdeniz ve Ege, turistik bölgelere gider. Avrupa başkentlerine THY'nin her gün yaptığı iki seferden biri Sabiha Gökçen'e inse, hem Anadolu kentlerine devam eden transit yolculara kolaylık olur, hem de Atatürk Havaalanı'nın boğulması önlenir.
Niçin tüm THY seferleri, Türk yolcu Ankara'ya, Erzurum'a vb., turist Kapadokya'ya, Antalya'ya, Bodrum'a gitse bile hep Atatürk Havalimanı'ndan transit geçirilmektedir? THY'nin büyük başkentlerden günlük seferlerinin yarısını Sabiha Gökçen'e indirmek, gerek Anadolu'ya devam eden yolculara, gerekse turizm acentelerine ikinci bir seçenek sunmakla kalmaz, yollarına arabayla devam eden kafileler açısından Boğaz köprülerinin trafiğini bile bir ölçüde rahatlatır!
Elbette ki böyle bir organizasyon için Sabiha Gökçen'den dağılımın, transit seferlerinden yol altyapısına elden geçirmek, hatta Sabiha Gökçen'i genişletmek gerekebilir. Böyle bir düzenleme, ne İstanbul'un Avrupa yakasına ikinci bir havaalanı yapmak kadar masraflıdır ne de daha büyük bir deha ister. Kamunun parası çarçur olmaz, ama tabii ki... Havaalanı lafını duyunca ağızları sulanan müteahhit şirketlerin kasası da dolmaz. O kasalar dolmayınca da, AKP'ye 'bağış' yapılmaz! Belki de iktidarlık dehası, ihtiyaç olmayanı yaparak ihtiyaç karşılamaktır. Böylesi Türkiye'deki iktidarların 'yıkıcı yapıcılıklarını' da gerçekten, tam tamına açıklar.