Tesettüre desteğin tıptaki adı
Radikal · 19 Haziran 2005
Ne gariptir ki, diyesim geliyor ama garip değil aslında : ‘Tesettürün Katolik Mucidi’, ‘Ve erkek tesettürü yarattı’ yazılarıma yoğun ilgi gösteren okur kitlesinde, övenler arasında hem kadınlar, hem erkekler vardı, oysa yerenlerin tamamı erkekti ! Yalnız bu saptama bile gösteriyor ki, kadın tesettürü kadınlardan çok erkeklerin derdi, erkek aklının kadın kafasıyla zoru var. Ancak ne övenler, ne de yerenler, birinci yazının başındaki ‘Her tesettürün ardında, kadına duyulan üç bin yıllık kin vardır,’ sözünün sahibi Muhammed Kasimi’nin kim olduğunu merak etti. Oysa din ve tesettüre karşı çok ağır (ve doğru) bir itham taşıyan bu sözün bir Muhammed, yani Müslüman kökenli ‘erkek’ tarafından edilmiş olması başlıbaşına ilginçti. Türk insanının entellektüel anlamda as eksikliği, galiba bilgiden önce merak. Merak etmeyen araştırmıyor, araştırmayan gerçek bilgiye ulaşmıyor. Gerçek bilgiye ulaşmak çabasını göstermeyene herşey yutturulabilir oysa. İşte tam da böyle mümkün oluyor kadını, kendisine biçilen ikinci sınıf kalıba razı etmek: Önce tesettüre sokularak, ‘sen erkeği günaha kışkırtan, dolayısıyla görünmemesi gereken bir varlıksın’, konumuna oturtuluyor. Derken bu konum, Kur’an referans gösterilerek, ‘Allah’ın emri’ne koşutlanıyor. Ardından ‘Madem Allah’ın emri böyle, karşı çıkmak ve tartışmak yasak,’a koşullanıyor. Bu noktadan öteye, yani tesettüre soktuktan sonra artık her türlü aşağılamayı kabul ettirebiliyorlar kadına. İster matematikçi olsun, ister doktor, kafasına ve gövdesine konulan yasağın kaynağını sorgulayamıyor, çünkü günah ! Ve ‘günah’ korkusunun ezikliğiyle, her türlü suistimale açılıyor, hiç bir alanda erkeklerin önüne geçmek için yarışamıyor. Bırakın kırsal kesimlerde okula bile gönderilmemesini ve her anlamda erkeğe tabiyetini : Yürüyemiyor, koşamıyor, yüzemiyor, bale yapamıyor, keman çalamıyor, ressam olsa, heykeltraş olsa sanatçılığı zaten dinen vacip olana endeksli, bazen zanaatkar bile olamıyor ! Hattat Saime Öncel’in, bence kadına din gerekçeli hakaretin tipik örneği öyküsünü anımsayın. Türkiye’den Almanya’ya camileri İslami ibarelerle donatan Bursa’lı Saime Öncel, dini bütün bir Müslüman ve tepeden tırnağa tesettürlü olmasına karşın, kutsal yazılara kadın eli değmemesi gerekçesiyle, hat eserlerini ‘Saim’ diye imzalıyor.
Ama Müslüman kadına yönelik bu asılsız, haksız, eşitsiz ve aşağılayıcı tavrın, tesettürle başladığını bilen, tesettüre kaynak oluşturan İslamiyet’i sorgulayan yalnız benim gibi dinsizler değil, Müslüman kadınlar ve Müslüman erkekler de var. Muhammed Kasimi, onlardan biri.
Cezayir’de Müslüman ve ulema yetiştirmekle tanınan Kasimi El Hasani ailesinin çocuğu olan Muhammed Kasimi, Kur’an bilgini bir yazar ve dramaturg. Eserlerinin hepsi, özelinde İslamiyet, genelinde tektanrılı dinler tarihini irdeliyor. Sonuncu tiyatro oyunu, ‘Hz.İbrahim’in İtirafları’. Türkiye’de oynanmasını çok isterdim, ama Türkiye’deki İslamiyet demokrat değil, demokratların da sorunun temeline inecek kadar cesur olduklarını sanmıyorum.
İlk iki yazımda, Muhammed Kasimi’nin ‘Antik bir hezeyan, tesettür’ makalesinden alıntılar yaptım. İslami tesettürün Katolik tarihi konusunda dört dörtlük bir inceleme olan bu makalede, ‘Müslüman erkek, küresel krizin hesabını kadına kesiyor, kendisine reva görülenlerin acısını kadından çıkarıyor,’ diyor. Doğru. Tüm insanlık tarihinde ve hangi dinden olursa olsun ezilen, yenilen, aşağılanan erkeğin, kadını ezerek, döverek, aşağılayarak rahatladığı zaten bilinen bir gerçek. İslamiyet’in farkı ve kaynaklandığı ilk iki tek tanrılı dinde kadının konumu değişmekte olmasına karşı, bırakın modernleşmeyi, kadın üzerinde kurduğu baskıda geçmişten bile daha bağnazlaşması, baskıyı arttırıp yayması.
Ve kadının kafasıyla birlikte düşüncesini yasaklayan baskı aracı, elbette ki tesettür. Koşullanmış bir iradeyle tesettürü kabullenip, aşağılanmaktan zevk almak her kurbanın kaderi ve tıpta bir adı var : Mazoşizm. Ama mazoşizme seyirci kalmanın, hatta arka çıkmanın da bir adı var : Sadizm.