Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Nereye gittiğimizi görmüyor musunuz?

Radikal · 24 Haziran 2005

Başlıktaki soruyu, aslında tümüyle ikinci çoğula, nereye 'gittiğinizi' görmüyor musunuz, diye sormak isterdim. Ne yazık ki görmeyen onlar, ama bizleri de beraber götürüyorlar... Hiç de meçhul olmayan, daha doğrusu meçhulü kalmayan bir maluma.

Deneme yanılma yöntemiyle varılıp dönülecek bir malum değil bu. Bir çıkmaz. Giren dönemiyor, düşen çıkamıyor, 'İstemeden girdim, arkamdan ittiler, valla billa oynamıyorum, sayım suyum yok' dese de zorla içeride tutuluyor. Çünkü o malum, cehennemin ta kendisi: İnanç hapishanesi!

Günah korkusuyla yasaklı yaşayanlar, ölü bedenlerine özgürlük vaat edilen bir cenneti hak etmek için o hapishaneye girmek için yarışıyorlar.

Oysa girmeyen bir, giren bin pişman. İşte İran. Sokaklara dökülüyor genç kızlar, delikanlılar, burada, bu dünyada insan gibi yaşamak, ölmeden önce yaşamak, yaşamdan zevk almak, özgür olmak, özgürce gülmek, özgürce sevmek, konuşmak, yazmak, üstlerine canlı canlı geçirilen kara kefenleri yırtmak... Başlarını açmak için yürüyorlar. Taşıdıkları pankartlarda İran İslam Cumhuriyeti yazılı, ama 'İslam' sözcüğünün üstü çizili! Ağusu ve balıyla, yaşamın tadını çıkarmak uğruna, ölümden sonraki ceza ve ödülü reddetmeye, hatta dinden imandan çıkmaya hazırlar. 'İslam'sız istiyorlar İran Cumhuriyeti'ni.

Ama çıkamıyorlar. İnanç mahkûmlarının, masumları da kendileriyle birlikte sürükleyip kapattığı inanç gardiyanları, kaçmak isteyeni dövüyor, tutukluyor, bazen de öldürüyor.

İran'da bir kuşak, çocukları adil bir düzende yaşasın diye devrim yaptı, bir zalimi yendi. Zafere, inanç mahkûmları sahip çıktı. Gerçekten daha adil bir düzen kurdular, ancak ekonomide dağıttıkları ekmeğin bedelini, özgürlükle ödettiler. Karnı daha iyi doyduğu için beyinsel mutlulukta ölümden sonraki cennet serabıyla avutulanların çocuklarına, artık özgürlük de gerekiyor... Ne yazık ki yasaklı şeriat devletini kurabilmek için bir kuşağın kendisini feda ettiği İran'da, şeriat devletini yıkabilmek için de bir kuşağın harcanması kaçınılmaz. Önce dünya zevklerini yasaklamak için dövüşüp öldüler, şimdi özgür bırakmak için dövüşüp ölmek zorundalar. İnanç hapishanesinden çıkmak için, yıkmaktan başka yol yok çünkü.

İşin kötüsü inanç mahkûmları, dünyanın her yerinde hapishaneyi kafalarında taşıyor, aramızda yaşıyor, özgür ülkeleri de birer hapishaneye çevirmek hayali kuruyor ve hepimizi mahkûm etmeye çalışıyorlar.

Nasıl mı? Yeni ürünlerini tanıtmak için ülke turuna çıkan Turkcell TIR'ı, Trabzon'da da durdu ve üç kız, iki erkek dansçı gösteri yapmaya başladılar. Ezan okunurken kesilen gösteri, ezandan sonra yeniden başlayınca camiden çıkan ahali dansçılara sataştı. Turkcell ekibi, pılıyı pırtıyı toplayıp kaçtı. Denizli'de ikinci bir bikini krizi yaşandı. Daha önce üzerinde bikinili kızlar var diye bir reklam panosunun üstündeki mayolu kızlar kâğıtla örtülmüştü. Bu kez kadın mayosu satan bir mağaza, bikinili manken afişini indirmek zorunda bırakıldı. İstanbul Atatürk Havaalanı'nda da artık 'manken kızlı' reklam afişi kullanılamıyor, biliyorsunuz. Öğrenci yurdunda genç olmak ve ramazanda oruç tutmamak, yıllardır mümkün değil: Ya dövüyorlar, ya öldürüyorlar. Zaten Başbakan'ın yanında içki içmek her babayiğidin, uçağında içmek ise her gazetecinin harcı değil. İstanbul varoşlarında ve Anadolu'nun kimi yörelerinde, kadın olup kısa kollu, başı açık ya da eksik etek gezmek, çoktan tarihe karıştı. Küçücük çocukları cehennem ateşleriyle korkutup cennette huriler, gılmanlar vaadiyle yaşamlarını 'ölümden sonra'ya erteleyen yobazlar, kaçak Kuran kurslarıyla yemleniyor, devlet eliyle...

Ve siz, ikinci çoğul, popülist politikacısından sözde aydınına, üniversitelerde türban yasağına özgürlük istiyorsunuz ha? İnanç mahkûmiyetine serbestlik tanınmalı diye ahkâm kesiyorsunuz ha?

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun: O yasaklı kafalar, sizin çocuklarınızın kafasını bağlamak özgürlüğü istiyorlar. O inanç mahkûmları, sizin çocuklarınızı kendi inançlarına mahkûm kılmak yetkisi peşindeler.

Türkiye'yi nereye götürdüklerini görmezden gelebilirsiniz, ama çocuklarınızı yasaklı bir ülkeye mahkûm ve özgür bir ülkeden mahrum bıraktığınızın farkında değil misiniz?