Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Kadınların iktidar kuşatması

Milliyet · 6 Temmuz 2005

Mücadele sonucu edinilmeyen hakların değerini, ne alan biliyor, ne de veren. Türkiye Cumhuriyeti, yasal anlamda kadın haklarını, başta laiklik hemen tüm temel hukukunu örnek aldığı Fransa Cumhuriyetinden önce tanıdı, kadın erkek eşitliğini kağıt üstünde daha önce sağladı. Seçme ve seçilme hakkı Türk kadınına 1934 yılında Atatürk tarafından ‘armağan’ edildi, Fransa’da ise aynı aynı hak 1944 yılında kazanıldı. Oysa Fransız kadınının demokratik eşitlik mücadelesi, 1917 yılında başlamış, 1920 yılında ‘evli kadınlar’a tanınarak kısmen başarılmış, 1925’te tam ve mutlak eşitlik yasası Senato’da reddedilmiş ve yeniden ele alınıp kabul edilmesi için bir dünya savaşının sonunu beklemek gerekmişti.

Türkiye’de kürtaj, yasal olsun olmasın herzaman serbestti, ama kadınlar, istemedikleri ve besleyemedikleri çocukları yapmaya koşullandılar hep. Oysa Fransız kadını, istemediği gebeliğe son vermek hakkını, zorla, söke söke ve önlerine düşen efsane bir kadın siyasetçi, Simone Weil’in adıyla anılan yasayla 1975 yılında aldı ve sokağa, açlığa terkedilen çocuk yok Fransa’da.

Ve bugün Türkiye’de kadın erkek eşitliği, 1930’lu yıllara göre bile gerilerken, Fransa’da ilerliyor, çünkü mücadelesi devam ediyor.

Hemen tüm insanlık tarihinde kadına ikincil rol biçen evrensel zihniyeti değiştirmek elbette kolay değil. Hele bu zihniyetin temelinde din kültürü varsa, yalnızca siyasal arenada mücadele yetmiyor, din temelinde de devrim yapmak gerekiyor. Her iki kuruma yönelik savaşımı, ‘kadının iktidar mücadelesi’ olarak tanımlayabiliriz. Çünkü siyasal anlamda en eşit Batı ülkelerinde bile, kadın hala olması gerektiği oranda ve hiç bir alanda, yarıya yarıya iktidar sahibi değil.

İşte bu kapsamda, Fransa’da geçen hafta aynı günlerde iki kadın, ‘paraya ve imana’, kısacası iktidara yönelik parkurda, çapraz zafer kazandılar.

MEDEF, Fransa’nın TÜSİAD’ı. Aralarında dünya çapında iş adamlarının bulunduğu ve hemen yalnızca erkeklerden oluşan 509 üyeli bu kurum, tarihinde ilk kez bir kadın başkan seçti başına.Laurence Parisot.

45 yaşında, kızıl saçlı, çıtı pıtı, güzel bir kadın Parisot. Ancak… Sevimli yüzünde gücünü ele veren bir işaret var. Çenesi. Yalnız çene profili bile, bu küçücük kadının nasıl bir irade sahibi olduğunu gösteriyor. Laurence Parisot’nun Fransız patronlarının tartışılmaz kralı, Baron Ernest Antoine Selliere’in yerine seçilmesi, MEDEF’in yalnız temsilinde değil, zihniyetinde de bir devrim niteliğinde. Çünkü bugüne kadar hep bir sanayi patronu tarafından yönetilen Fransız işveren sendikası, ilk kez ‘zihinsel hizmet’ sektöründen gelen bir başkanın yönetimine geçiyor. Parisot, ulusal alanda orta çaplı bir şirketken satın alıp bir dünya grubuna dönüştürdüğü IFOP kamuoyu araştırma şirketinin sahibi. Dolayısıyla kamuoyu yönlendirmek, onun işi. MEDEF, yeni başkanıyla birlikte imaj değiştirmeyi, Baron Selliere’in bir güç dengesine dayadığı hükümet ve işçi sendikalarıyla ilişkilerini daha pedagojik bir yaklaşım sergileyen Parisot’yla yumuşatmayı umuyor. Laurence Parisot, hem tanıtım biliyor, hem de inançlı bir hukukçu. İşçi sendikaları, kendisinin başkanlığını çok olumlu karşıladı, çünkü Parisot’nun ‘Düşünce özgürlüğü, iş hakkının başladığı yerde durur !’ formülü ruhlarını okşuyor çalışanların. Ancak Parisot, 21.yüzyıl girişimcilerini 19.yüzyılın idealist öğretmenleri, fikir yaratıcı, yol gösterici rehberleri yerine geçirmek hayalini kuruyor ve bu hayalle patronların da gönlünü fethetti.

Laurence Parisot, MEDEF’in başkanlığıyla Fransa’daki ‘para iktidarı’nı ele geçirdi.

Aynı günlerde bir başka kadın ise, dinde devrim yapmak üzere Katolik Kilise’sine isyan bayrağını çekti göndere : Genevieve Beney, Lyon kentinde Avrupa’nın her yanından gelen din kadınlarının katıldığı bir törenle, Fransa’nın ilk Katolik Kadın Papazı ilan edildi. Tören, tümüyle kilise kurallarına uygun yapıldı, ancak papaz olur olmaz, otamatikman Roma’daki Papalık tarafından afaroz edildi Genevieve. Çünkü Papa’ya bağlı Katolik Kilisesi, kadın papaz kavramını hala yasal saymıyor. Ama nereye kadar ? Yüzbinlerce, milyonlarca Katolik, artık kadınların da din adamı olabilmesini istiyor. Ve afaroz edilen Genevieve Beney, resmi Kilise’den bağımsız, ruhani kimliğini taşıyor, işini yapıyor. Zaman, kadınlar için çalışıyor. Resmi Katolik Kilisesi’nin cemaati azalırken, kadın din önderlerini izleyen cemaat artıyor. Bu durum, bir süre sonra resmi kilisenin ağırlığının azalmasına, gayrı resmi kilisenin ağırlığının artmasına yol açacak elbette. Kimin kazanacağı belli değil mi ?

Tıpkı ABD’de Müslüman kadınların erkeklerle namaz kılmak üzere giriştikleri camii baskınları ve imamlık yapmak üzere mücadele edenler gibi, kadınların ‘din iktidarı’na yürüyüşü yine Batı’dan başladı, ama başladı. Böylesi toplum hareketleri, mutlaka aksi yöne de vurur. İlerici zihniyetin önünde direnen gerici zihniyetin ömrü, ne kadar uzun olursa olsun sayılıdır. Er ya da geç, insanlık yarı yarıya ve her alanda kadınlar tarafından temsil edilmeye hem mahkum, hem de muhtaç.

Çünkü çağın gereği budur, nereden nasıl başlarsa başlasın, doğru hakkın önünde durulamaz, engel olunamaz.

------------------------------