Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Oh Ya

Vatan · 11 Eylül 2005

Benim babaannem resmi deliydi Babam harbi Bendeniz de galiba ebruli Zaten hep kuşkuluydum. Küçükken ve üç tekerlekli bisikletimle bahçe turu atıp, babaannemin mavi gözlerini üstüme diktiği loş kuytudan geçerken (babaannem, mahkeme kararıyla kendisine yasaklı evimizin bitişiğinde oturuyor ve bizi gözaltında tutuyordu) garip duygulara kapılır, annemi sorgulardım :

’Ben de delirir miyim büyüyünce ?’

Annem, kadife kahvesi gözleriyle gözlerimi okşayıp, Anadolu’dan Fatih ordularıyla İstanbul’a gelmiş vakur ve kalender Kocamustafapaşalı güveniyle :

’Korkma,’ derdi. ’Sen bana benziyorsun, delirmezsin !’

Dediği çıktı. Ancak zaman zaman, babaannem kadar olmasa bile, babamın kanı depreşiyor içimde, hiç olmadık yerde, hiç olmadık zamanda çıkıp, ’Oh ya !’ diye bağrıveriyorum memleket balkonundan.

Babam da her akşam saat tam yedide, annemin balkona kurduğu çilingir sofrasından rakı bardağını kapıp, nedense hep aynı saatte bizim evin önünden geçmek talihsizliğine uğrayan ’ticcani’ye karşı kaldırır ve ’Oh ya !’ diye naralanırdı.

Bu sinyalle karşıdaki akşamcı komşu da ayaklanır, mahallede sayıları giderek artan uhrevi yasakçılara karşı dünyevi özgürlükçülerin, ’Oh dünya varmış !’ naraları yankılanırdı.

Zaman Demokrat Parti devri, irticanın biti kanlanmış, bugünkü Türkiye’nin temelleri atılıyordu.

İşte ben de zaman zaman, memleket balkonuna çıkıp, sanki karşı devrim olmamış, o ev yıkılmamış, o mahalle kenardan çıkıp merkeze oturmamış ve ortasına başbakanlık konutu kurulmamış gibi, Keçiören Tepebaşı’ndan babam haykırır gibi haykırıyorum hala : ’Oh ya !’

Tabii yaka paça indiriyorlar aşağı.

İyi ki ’Vatan’da balkon var hala, bir punduna getirip yine çıktım işte. Tenbih de etmedim değil içerdekilere : ’Bakın ben bazen kendimi kaybederim, ebruli deliliğim tutar, gözümü yumup ağzımı açtığımda, bilin ki olmadık bir nara atacağım, mukayyet olun.’

Sesimin kısıldığı günleri elbette okuyarak, araştırarak değerlendirdim. Büyük bir eksiğimi tamamladım, bugüne kadar hiç bilmediğim antropolojik verilere ulaştım ve böylece İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin kafayı niçin Norveç fiyortlarına taktığını, niçin güzelim Boğaz vapurları yerine deniz otobüsleri ithale kalktığını, hatta Haliç’e niye Viking miğferi biçiminde boynuzlu köprü yapmaya kalktığını bile anladım.

Dünyaca ünlü antropolog Prof.Ventrilog’un bulgularına göre, Türkler ve Norveçlilerin DNA’ları akrabaymış meğer. Meğer Norveçlilerin kanında Türkbükü’ne dair bir şeyler kıpırdanır, kimi Türkler de genetik belleklerinde Sarışın, mavi gözlü, uzun bacaklı, kısa kollu, kısa tüylü, pardon tüysüz Vikinglerle bir aşinalık taşırlarmış.

Zaten donanma tarihimizdeki savaş gemileri de tıpatıp aynıymış. Viking demiş ’drakkar’, bizimkiler anlamış ’kadırga’. O kadar.

İşte bunun içindir ki bizim Vikingler, bu genetik kalıtımı görmezden gelen bana pek kızmışlar.

Suç, balkona çıkıp ’Oh ya!’ diye bağıran babamda.

Suç, beni balkona taşıyıp sahile baktıran sizlerde

Sizin yerinize bağırdım diye, akıllı uslu radikaller tarafından yaka paça o balkondan indirilince, galeyana gelip hep bir ağızdan ’Yok ya!’ diye naralanan düşmez kalkmaz okurlarımda, suç.

Yeniden balkona çıkardınız işte o naralarla, gel git akıllı bir ebruliyi, verdiğiniz destekle. Herşeyi size borçluyum. Borcumu eda ve siz okurlarımı hak etmek için, artık çok daha büyük bir balkondan, Vatan balkonundan haykıracağım hepiniz adına :

’Oh ya !’

Ötekini beklerken, dünya varmış gerçekten.