Havada Unut Bulutu var
Vatan · 13 Eylül 2005
Güzel neye göre güzel, çirkin neye göre çirkindir?
Komik neye göre abestir ki güldürsün, trajik neye göre acıklıdır ki ağlatsın?
Büyüğün büyüklüğünü anlamak için, küçüğü bilmek gerekir. Kötülüğü kavramak için, iyiliği tanımlamak...
Ölçü bilgiye dayanır ve bilgi 'öteki'nden alınır. Bir toplum iç bilgisiyle sınırlı kaldığı zaman cehaletini gurur, alışkanlığını kültür, törelerini de Newton yasaları sanır.
Biz Türkler, arkadaş canlısı ve yardımsever insanlarızdır. Bu kanıya nereden varırız? Zanzibar ya da Tanzanya'da insanların birbirleriyle ilgisiz ve bencil olduklarını öğrendiğimizde doğrulanır kanımız. Demek ki ölçü, kişinin kendisi, toplumun kapalı döngüsü değil 'başkasına' kıyaslanmasıdır.
Özellikle toplumsal evrimde bu kıyaslama, bir hesaplaşmadır. Tarihine 'öteki'nin gözünden bakarak hesaplaşmayan toplumlar, kendisini yalnız seyrettiği aynada dev sanan, güdüklük mahkûmlarıdır. Gerçek büyük devlet, bu hesaplaşmadan kaçmaz. Almanya, tarihiyle yüzleşirken büyümüş ve kendi suratına tükürebildiği zaman vicdanı temizlenmiştir. Kendi kendine 'büyüğüm, büyüğüm'diye tepinen güçsüz ve ufak devletlerde ise bu hesaplaşma, 'canım sırası mı', diye önlenir sürekli. Oysa öncelikleri hep ivediliklere tanıyan bir toplumda gelecek kurulamaz, kurulan da sağlam olmaz.
Bir Ermeni kırımıyla, 6-7 Eylül talanıyla, 12 Eylül kıyımıyla hesaplaşmayı reddeden Türkiye, kendisini haklı gördüğü Kıbrıs davasını da savunamaz, Kürt sorununu (çünkü sorun vardır!) da çözemez...
Gerek uluslararası, gerek toplumsal ilişkilerde kalıcı ve barışçıl çözümler, 'bir benden bir senden' dengesiyle sağlanır. Anlaşmak, bir taviz alışverişidir. Hak almak için hak vermek gerekir.
Türkiye, 'Bak ben 6-7 Eylül'ün muhasebesini kendi içimde yaptım, eğriyi doğruyu tanıdım, hatamı kabullendim,' diyemediği içindir ki Rumlara, 'Sen de bana Kıbrıs'ta 6-7 Eylül'ün aynısını, hatta daha beterini yaptın, ama hesabını vermiyorsun,' diyememektedir. Çünkü karşı saldırıyı mahkûm ettirecek kıstası koyamamış, kendi saldırganlığını yargılamamıştır!
Türkiye, bugün AB 'Güney Kıbns'ı tanı, limanlarını aç vb.' diye bastırdığında,
'Yahu referandumdan sonra KKTC'ye jest yapmak, ambargoyu kaldırmak, yardım etmek sözü veren siz değil miydiniz? Önce siz jestinizi yapın, sonra da ben yaparım. Baskıyla değil sırayla olsun!' tepkisini göstermeyi bile AKIL EDEMİYOR!
Çünkü hesap vermeyi unutanlar, hesap sormayı da beceremezler.
Kendi vicdanına hesap veremeyen, kimseden hesap isteyemez. Çünkü eziktir. Bu eziklik, vermeyi öğrenmediği için almayı da bilmeyen 'ölçüsüzlük'ten gelir. Kıyas yeteneği yoktur ezik toplumların. Ve böylesi eziklik, kendisinden menkul bir 'haklılık' sanrısından ibarettir. Dik durmak için ezikliği 'anlamış' olmak gerekir. Kabadayılıkla örtülen böylesi bir eziklik, hatalarını kabullenmenin büyüklüğüyle yenilir.
İnsanlar ödedikleri bedeller ölçüsünde olgunlaşır, toplumlar geçmişleriyle hesaplaştıkları ölçüde yeni sayfalar açar tarihte.
Türkiye bugün Kıbrıs davasında yapayalnızsa, 6-7 Eylül'ün muhasebesini yapmadığı içindir. Kürt sorunu varsa, 12 Eylül'ü yargılamadığı içindir. Ermeni soykırımı yapmadığını anlatamıyorsa dünyaya, o günden bugüne kime ne yaptığını, kimi kime kırdırdığını itiraf etmediği içindir.
Hata yapmamak, hatanın ne ve nerede olduğunu anlamakla mümkündür ancak.
Ve uygarlık, selam vermek, teşekkür etmek ve özür dilemekle başlar.