Faşizmin ayak sesleri
Vatan · 15 Eylül 2005
Görünmez mürekkeple yazılan satır aralarının dikkatle okunması gereken bu günlerde Türkiye, görünen satırları bile doğru dürüst okumaktan aciz kişiler tarafından yönlendiriliyor. Ve tabiidir ki yönetilemiyor.
Ülkede ‘tutuşuyorum’ diyen bir büyük yangının kıvılcımları çakıyor, Güneydoğu’da patlayan mayınlar Türkiye’yi bir uçtan bir uca sarsıyor, aynı vatanın çocukları birbirine kurşun sıkar ve kardeşler düşman olarak düşerken kana doymayan topraklara, binlerce kilometre ötedeki yürekleri dağlıyor, eski yaraları sızlatıyor, yenilerini açıyor.
Türk ve Kürt sözcükleriyle titreşen bir yüksek gerilim hattı çekildi vatan sathına. Kısa devre yapması olasıdan öte, her cenazenin ardından bir yaslı husumet yürüyor, bir kin büyüyor.
İspanya İç Savaşı’nı çok ayrıntılı biçimde incelemiş biri olarak söyleyebilirim ki, yer yer çatışmalarla kendisini gösteren bu gerilim ortamı, hiç iyiye alamet değil. Hemen herkesin ‘nereye’ ve ‘neye’ doğru gidildiğine dair bir fikri var. Ancak devlet ve hükümet, bugüne değin çatlağa teşhis koymak dışında hiç bir onarım politikası belirleyemedi. Herzamanki gibi, ‘Adını anmayalım ki, kapıya dayanmasın’ yöntemiyle yetindi.
Bugün itibarıyla Türkiye’nin olası bir Türk-Kürt çatışmasına karşı resmi politikası, ‘Allah esirgesin’, ‘ağzımdan yel alsın’ ve ‘taş ölçeyim’le sınırlı olup, tahtaya vurarak kulak memesi çekmekten ibarettir. Tıpkı depreme hazırlandığımız gibi.
Çünkü bu ülkede gerek resmi ağızlar, gerekse toplumun geniş geneli içi boş kavramlarla düşünmeye ve konuşmaya o kadar alışıktırlar ki, elbette ki toplumsal çatışmalar da içi boş kavramlar çerçevesinde biçimlenmekte, ancak ne çatışanlar ne de çatışmayı önlemeye çalışanların aklına o kavramları sorgulamak, içlerini doldurmak gelmektedir !
Oysa tek çare, tek çözüm budur.
Sağlam bir devlette, her kafadan bir ses çıksa da halkın birbirine kaynaşmasını sağlayan bir temel, üstünde birleşilecek ortak bir proje vardır. Örneğin İspanya’da bu proje, federatif parlamenter monarşidir. Fransa’da bir ve bölünmez laik cumhuriyet. Almanya’da federal cumhuriyet, vb.
Türkiye’nin talihsizliği, halen tarihinin en büyük krizlerinden birinin, milliyet ayrışmasına dayalı toplumsal bir çatışma tehlikesinin, temel projesi ‘cumhuriyet’ rejimi konusunda tereddütler oluşan bir döneme denk gelmesidir. Devleti yapılandıran erkin bir bölümü, bu cumhuriyeti ‘laik’ diye tanımlamakta, ancak öteki kanadı bu tanımı yok saymakta, zaten halkın içinde de cumhuriyetin laik niteliğine aykırılık artarken, dine dayalı bir cumhuriyeti bile reddedip hilafet isteyen bir kesim de palazlanmaktadır. Ortak payda üzerinde gerçek ve sağlam bir uzlaşma sağlanamayan bu taban kargaşasında, elbette ki salt cumhuriyet rejimi değil, demokrasi de tüketilmekte, demokratik söylem bölücülüğün yolunu açar görünürken, demokrasi de faşizmin tahtını hazırlar gibi sunulmakta.
Türkiye’de hızla yükselen Türk ve Kürt milliyetçiliğinin bir kardeş kavgasına yol açmasını önlemek, milliyetçilik kavramını açıklamakla mümkündür ancak. Bu da eğitimle olur. Ve fakat, Türkiye’de çok uzun süreden beri dini ve milli aidiyetleri yerli yerine oturtacak doğru, tarafsız eğitim verilemediği gibi, gerek cumhuriyet, gerekse demokrasinin bireyler tarafından benimsenmesini sağlayacak tek bilinç, ‘yurttaşlık’ bilinci bile geliştirilememiştir. Bilimsel düşünceye bile sansür uygulanmış, özgür, dolayısıyla aykırı fikir sahibi bireyler yerine, milletten çok ümmete dayalı bir çoğunluğa uyumlu ‘cemaat üyeleri’ yetiştirilmiştir.
Türk toplumu bugün böylece, birey olamadan demokrat, yurttaş olamadan bağımsızlıkçı, dolayısıyla gerek demokrasiyi, gerekse milliyetçiliği ait olduğu cemaatin faşizmi için kullanan, aslında ‘kimliksiz’ milliyetçilerin arasında sıkışmıştır.
Devamı yarına.