Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

En Büyük Türkiye zortlatması

Vatan · 27 Eylül 2005

Müjdeler olsun! Çok uzun yıllardır 'bekleyen derviş muradına erermiş' diye oturduğu yerde uyuklayan bir millet, nihayet uyandı işte. Meğer pinekleyen değil, kalkıp şıkır şıkır oynayan muradına erermiş: İşte Teke Zortlatması, işte En Büyük Türkiye, bu budur, budur da Burdur, sayın arkadaşlar!

Zaten Türkiye, cisimde değilse bile cüssede en iri başbakanı Süleyman Demirel 'Büyük Türkiye' dediğinden beri en büyük olduğunu biliyor, ancak dünyaya da bildirmek arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Biz Türkler, tezcanlı milletizdir. Öyle uzun yollara, zor başarılara, alengirli bahislere gelemeyiz. Tak fişi bitir işi, en kısasından en kolay nasıl en büyük olunuyorsa, tabii ki öylesinin peşindeydik.

Milli maçlarda 'En Büyük Türkiye!' diye haykırdık, el oğlu tınmadı. Eurovision'u kazandık, yetmedi. Bir türlü inandıramadık öteki milletleri, 'en büyük' olduğumuza.

Derken Guiness Rekorları Kitabı'nı keşfettik. Kitapla aramız pek hoş olmasa da, madem ki en büyük rekorların kitabıydı, ne rekoruysa kıracaktık, neresiyse girecektik abem…

Guiness, salt en büyük değil, en küçük, en geniş, en dar, en çok, en az, kısacası 'en'lerin rekorlarıydı. Ama biz hiç küçük ve kısa oynamadık, büyüklüğe takmıştık kafayı. Büyüklükten de uzun ve genişi anlardık.

Türk'ün millet bilincini henüz ortak en büyüklük tutkusu sarmadığı yıllarda, kimi bireysel saçını uzatmıştı dünya rekoru peşinde, kimi burma bıyığını, kimi öz tırnağını. Ama hepsi aşılmış, hiç biri kazanamamıştı. Ne zaman ki milli bir 'En Büyük Türkiye' gayreti gerekti, yöre halkları örgütlendi, ortak aklını çeke çeke en bildiğine uzattı, genişletti, büyüttü.

Sanırsınız ki Kurtuluş Savaşı ruhu canlanmış, Trakya'dan çok Anadolu ahalisi Guiness Rekorlar Kitabı'na 'En Büyük Türkiye' imgesini yöresel kahramanlıklarıyla sokmaya çalışıyorlardı!

Halılarıyla meşhur bölge halkı bir olup en büyük Türkiye halısını dokudu.

Köftehor yöremiz, en uzun şiş köfteyi yoğurdu.

Pidekâr ahalimiz en kocaman pideyi yaydı.

Yurdun her köşesinde her gün bir rekor kırılıyordu. En büyük bayrak, en büyük yorgan, en büyük yamalı çarşaf (patchwork), en büyük papuç vb. için yarışıyorlardı. En çok yemek, en çok gülmek gibi kişisel çabalarla Türkiye'ye bir 'en' getirmek için uğraşanlar da cabası.

İşin tuhafı her rekor denemesi, ertesi gün gazetelerde sanki rekor kırılmış, sanki Guiness Rekorlar Kitabı çantada keklik, daha doğrusu kebap diye açıklanıyordu.

Ve yad ellerde 'En Büyük Türkiye!' diye haykırmaya hasret bendeniz, bugüne kadar hep kandım, en büyük bayrak, en büyük kebap, en büyük çarşaf hep bizde sandım !

Oysa bugün, Guiness Rekorlarının internet sitesine baktım, ben gördüğümü söyleyeyim, bir de sen bakıp üzülme ey talihsiz okur:

Üç 'Turkish' rekor var Guiness'te. İlkini 2000'de, 1 dolar 631 bin 44 TL'ye eşitlendiğinde kırmışız.. Sonra Halil Mutlu, 2001'de 56 kilosuna karşılık 138,5 kilo kaldırdığında. Bir de, 2005 yılında 3 tonluk 'en büyük Türk lokumu' yapıldığında. Şimdi diyeceksiniz ki, hiç olmazsa lokumda en büyüğüz… Ne gezer? Avusturalya'nın Aubum kentinde imal edilmiş bir Real Turkish Delight. Belki yine bizimkiler yapmıştır ama, neylesin bu vatan, bağrında kırılmadık rekoru, karılmadık lokumu?

Şahsen son umudum, Burdur'da kırılan Teke Zortlatması rekorunda. Gazeteleri ihtiyatla okudum, 20 bini aşkın Burdurlu'nun 'Hadi Gari Sen de Gel' türküsü eşliğinde şıkır şıkır oynaması mantıklı geldi. Vali'nin ve milletvekillerinin de birlikte göbek atması, güven verdi. Milletin göbek attıktan sonra birbirine sarılıp sevinçten ağlaması da iyiye işaret. Gözlerim internette, heyecanla gözlüyorum Guiness'in rekor tescilini.

Demek ki bizim ellerde büyüklük zorla olmuyor, ama zortlatmayla oluyormuş, diyeceğim.