Son tehcir
Vatan · 27 Eylül 2005
‘- Ermenilerin soykırım belgesi var mı ?
-Hem de ne belge, Murat Belge’si var !’
(Ali Sirmen, 2005)
Büyük Britanya İmparatorluğu, 1960’lı yıllarda Hint Okyanusu’ndaki askeri varlığını ‘Aden’in Doğusu’na kaydırıyor ve bölgedeki jandarmalık nöbetini ABD’ye devrediyordu. Amerikalılar, yüzyılın sonuna doğru dünyanın en büyük ve en gizli askeri üssü olarak adlandırılacak yeri seçtiler ve istediler İngilizlerden : Diego Garcia!
Büyük Britanya, ‘Hay hay,’ dedi müttefik ve halefine : ‘Bastır parayı, kirala adayı !’
1965 yılında, 44 kilometre karelik Diego Garcia adası resmi kontrata göre İngilizler tarafından Amerikalılara 50 yıllığına ‘ödünç’ veriliyor, kullanım süresi 20 yıl daha uzatılabilir diye de not düşülüyordu. Büyük Britanya’nın adayı bedava vermediği ve Amerikalılara 11 milyon dolar karşılığında kiraladığı ancak 1975 yılında ortaya çıkacaktı.
Kontratın imzalandığı 1965 yılında, çok başka bir sorun vardı çözülmesi gereken. İngiliz ev sahibinden Amerikalı kiracıya geçen adanın, 2000 kadar yerlisi vardı. Üstelik bu yerliler, kuş değil, deve değil, ne yazık ki ‘insan’dı.
Oysa ABD, kiraladığı mülke dair iki şart koşmuştu kontratta. Zamanın Amerikan Donanma Komutanı Amiral Elmo Zumwalt, mülk sahibini : ‘Adada komünist propagandanın etkisinde kalabilecek bir nüfus istemiyorum. Siyasal sorun yaratabilir…’ diye uyardı. Yani adayı boş istiyordu ABD, bu bir. İkincisi, Chagos takımadalarına ait bir mercan atolü olan Diego Garcia, siyasal coğrafyada Mauritius’a bağlıydı. Oysa Mauritius, İngiliz toprağı olmasına karşın o yıllarda giderek artan ‘bağımsızlık’ rüzgarlarıyla dalgalanıyordu. ABD, kuracağı üssün idari anlamda sorunlu, yani bağımsızlık kazanabilecek Mauritius’la ilişkisinin de kesilmesini şart koşuyordu.
‘No problem !’ dedi İngilizler.
Önce ikinci problemi çözdüler. Diego Garcia atolünün idari aidiyeti, BM’nin muhalefetine rağmen Mauritius’dan alınıp, yine İngiltere’ye ait yepyeni bir oluşuma bağlandı : British İndian Ocean Territory (BİOT).
Kalmıştı birinci problem, adanın boş teslimi. Adanın sahibi ve kiracısı anlaşarak, sorunu çözmek yerine ‘ortadan kaldırmaya’ karar verdiler.
Chagos’lu diye anılan takımada halkları, 18.Yüzyılda Avrupalı sömürgeciler tarafından Afrika ve Madagascar’dan hindistan cevizi tarımında çalıştırılmak üzere zorla getirilip yerleştirilmişlerdi Chagos takımadaları, dolayısıyla Diego Garcia atolüne de. İki yüzyıldır türkuaz suların okşadığı mercan atollerinin anaç rahminde yaşayan, sakin ve barışçıl bir halktı.
İngiliz Sömürge Bakanlığı’ndan Patrick Wright, Lordlar Kamarası kürsüsünden şöyle ilan ediyordu, problemin nasıl ortadan kaldırılacağını : ‘Diego Garcia’nın boşaltılmasında taviz verilmeyecektir. Adada, henüz komiteler halinde örgütlenmeyen martılar dışında hiç bir nüfusa tahammül edilmeyecektir. Zaten kadın hakları da martı haklarını kapsamamaktadır (İngiliz mizahı). Ne yazık ki halen bu adada kuşlar dışında birkaç Tarzan ve bazı Cuma’lar da yaşamakta olup, kökenleri meçhul bu ahaliyi Mauritius’ adasına sürmek zor olmayacaktır !’
Diego Garcia halkı, 1967 yılında Mauritius’a sürülmeye başlandı.
20.Yüzyılın, ABD ve Büyük Britanya İmparatorluğunun anlaşmalı ‘devlet kararıyla’ yapılan son tehciri dört yıl sürecek ve 1971’de ‘başarıyla’ tamamlanacaktı.
Az buz bir başarı değildi bu. Diego Garcia adalarındaki insan nüfusunu, önce varlığını inkarla tahliye ettiler. Chagos’lular, birdenbire görünmez olmuştu. Amerikan Kongresi ve Britanya Parlamentosunda yapılan görüşmelerde, ‘ada ıssız’ deniyordu, ‘Diego Garcia meskun değil…’
Devamı perşembeye.