Diego garcia (3)
Vatan · 29 Eylül 2005
Mauritius takımadalarının yeni yönetimi, bağımsızlığını bir ölçüde Diego Garcia’dan tehcir edilen Chagoslulara borçlu ve zaten onları topraklarına kabul etmek için İngiliz hükümetinden 4,5 milyon Euro karşılığında ekonomik yardım da almıştı. Oysa Port Louis’ye ‘sağ’ boşaltılan zoraki göçmenleri kaderine terketti.
Chagoslular, başkentin çöplüklerine yerleştiler, gecekondu bile denmeyecek derme çatma kulübelerde yaşadılar, tıpkı ABD’nin paryalaştırdığı Kızılderililer gibi dilenci, alkolik, serseri oldular. Okuma yazma dahil, haklarını savunmaya yarayacak bilgi ve birikimden yoksundular. Üstelik yıldırılmış, sindirilmiş, düşkünleştirilmiş bir halktılar. Tam 26 yıl sustular. Ama uğradıkları haksızlığı, gördükleri esir muamelesini, hayvan nakli gibi sürgünü belleklerinde taşıdılar.
Tehcir gerçeği ancak 1997’de, Chagosluların dilleri çözüldüğünden bile değil, İngiliz devlet arşivleri açıldığında ortaya çıktı. Bir Mauritius gazetesi, Le Mauricien’in yayımladığı belgeler, Port Louis’ye tehcir edilen Diego Garcia’lıların nüfus kimlikleri ellerinden alınmış olmasına karşın, Büyük Britanya uyruğu taşıdıklarını kanıtladı !
İşte o zaman, yalnız o zaman, ikinci kuşak Chagoslular arasında eğitim yapmak olanağını bulan gençler, Chagos Göçmen Grubu (GRC) diye bir örgüt kurdular ve Büyük Britanya’yı dava ettiler. 3 Kasım 2000 tarihinde, Londra Yüksek Mahkemesi, İngiltere’yi Chagosluları anayurtlarına geri göndermeye mahkum etti !
Tony Blair, İngiliz basınında geniş yer bulan dava sonunda, tehcir edilen halkın yeniden Diego Garcia’ya yerleştirilmesi amacıyla ‘ön araştırma’ yapmak üzere Kasım 2001’de gerçekleşecek sembolik bir gezi düzenledi, ünlü atole.
Arada, 11 Eylül patladı. Diego Garcia’daki Amerikan üssünün Afganistan’ı bombalamak için ‘hayati’ önemde olduğunu bahane eden İngiliz hükümeti, sembolik geziyi iptal etti. Ama Chagoslu tehcir çocukları açlık grevi yaptı, İngiliz pasaportu aldı, daha iyi örgütlenerek nihai amaçları, Diego Garcia’ya dönmek için dövüşüyorlar. Artık sekiz bin Chagosluyu temsil eden örgüt, ABD’yi doğrudan dava edemediği için zamanın devlet yetkilileri Henry Kissinger, Robert Mc Namara ve…Diego Garcia’daki askeri üssün müteahhidi firmayı mahkemeye verdiler.
Dünyanın en büyük inşaat, aynı zamanda bir petrol şirketi olan bu firma Brown and Root olup, sıkı durun, 2000 yılına değin Richard Cheney tarafından yönetiliyordu ! Dick diye bildiğimiz Cheney : Halliburton komisyoncusu, petrol şirketlerinin temsilcisi, George W.Bush’un başkan yardımcısı…
Chagosluların hazin öyküsü bu ve ikinci kuşağın ‘devlere karşı cüce’ cesaretiyle giriştikleri mücadele böyle devam ediyor. Ya Diego Garcia’daki Amerikan üssü neye yarıyor ?
1991 yılındaki Körfez Savaşı’nda Irak’ı bombalayan tüm B-52’ler bu üsten kalktı, meşum yüklerini boşaltıp yine bu üsse döndüler. 2001 yılındaki Afganistan saldırısı yine Diego Garcia’daki hava ve deniz savaş filolarınca yapıldı. Sonuncu Irak işgal lojistiğinin can damarı, yine burasıydı. Bu üs, ABD ve müttefiki İngiltere’nin, güney yarımküredeki jandarma karakolu, dünyanın en büyük askeri üssü, en gizli silahların, ‘yok’ denilen nükleer füzelerin deposu. Kimsenin giremediği, basına kapalı üste 4000 görevli var. Meşhur hayalet uçak B-2’ler, çok hassas kaplamaları yüzünden özel soğuk hava depolarında, bu üste konuşlanıyor. Ve, üssün bazen çok özel ‘tutukluları’ oluyor : El Kaide’nin üç numaralı sorumlusu Halit Şeyh Muhammed ve bilinmeyen sayıda El Kaide mensubu, bu üste sorgulandı. Çünkü CIA’nın en baba sorgu laboratuarı, Diego Garcia’da bulunuyor. Ve uluslararası tüm anlaşmalara aykırı sorguların yapıldığı, yasak silahların depolandığı, demokrasilerdeki şeffaflık prensibine taban tabana zıt bu üs, dünyanın en büyük ‘demokrasileri’ ABD ve İngiltere’ye ait, sevgili okurlar.
Peki ben bunları niçin araştırıyor, niçin pehlivan tefrikası gibi yazıyorum ?
Türkiye, bir Chagos tehcirini bilirse, Saddam Hüseyin’in Kürt tehciriyle niçin suçlanamadığına dair hukuki gelişmelerle ilgilenirse, kendi tarihindeki Ermeni tehcirini daha etkili savunur gibi geliyor. Ermeni tehcirini iyi okuyamamak, bugün soykırım suçlamasını beraberinde getirdi çünkü. Türkiye, bir Diego Garcia üssünün ‘neye’ yaradığını bilirse, kendisini İmralı hakkında hesap vermek zorunda hissetmez, diye düşünüyorum.
Güreşte, karşısındakinin ensesine odaklanan yener. Kendi göbeğine bakan değil. Aradığımız güç, saldırı değil savunma olduğu zaman, damarlarımızdaki kandan çok hasmın kansız topuğunda, zayıf noktasındadır.
--------------------------