Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Bir varmış bir yokmuş, ab

Vatan · 3 Ekim 2005

Atatürk, ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, ileri !’ demişti. Oysa parmağı Ege Denizini gösterirken, gözleri de Akdeniz’den Karadeniz’e uzanan geniş bir açıdan batıya, yani Avrupa’ya bakıyordu.

Atatürk şehlaydı. Şaşının tam tersi.

Melih Cevdet Anday’a göre, birbirinden uzak gözler düşüncede derin ve ileri görüşlü insanların işaretiydi. Atatürk mü Anday’ın tarifine uyuyordu, yoksa Anday mı Atatürk’ün gözlerine uygun bir entellektüel tarifi yapardı bilinmez, ama kesin olan şu ki, Türkiye’nin hiç bir lideri, hiç bir anlamda Atatürk’ten ‘daha’ olamadı…

Olamadıkları için, Türkiye’yi de oldumadılar. Vasatlar vasatları ağırladı, ağırlaştıkça yavaşladık ve nihayet dün gördük ki, Atatürk’ün gösterdiği menzile hala varamamışız.

Bu yazıyı yazarken, Türkiye-AB müzakerelerinin dün gece ‘start’ alıp almayacağı henüz belli olmamıştı. Ama başlangıcın başlangıcına değgin bir metin üzerinde bu kadar tartışılması, başka deyişle ‘sıradan’ olması gereken bir protokolün ‘forsepsle’ çekilip çıkartılması, dün gece, müzakereler resmen başlasa bile…

42 yıldan beri aday olduğumuz Avrupa Birliği’ne ‘daha’ giremeyeceğimiz anlaşıldı, bence.

Demek ki, aslında Atatürk batıyı gösterdiğinden beri, yani 82 yıldır Avrupalılaşamamışız.

Ya da biz Avrupalılaştık da, Avrupalılar kabullenmek istemiyorlar.

Acaba hangisi ?

Kuşkusuz ikisi de doğru. Hem biz Avrupalı olamadık, hem de olmuş olsaydık bile, onlar yine de kabule yanaşmayacaklardı.

Elbette ki AB kancıklık yaptı. Çifte standart ne ki, düzmece manilerle çiftetelli oynadı ! Zurnanın zırt dediği yeri, nota diye yutturmaya kalktı. Elbette ki görünüşte tek başına kalan Avusturya, yalnız değildi Türkiye’ye direncinde. Türkiye’ye ‘nasılsa almaz’ diye verir gibi yaptığı sözleri geri alamayan, sonra devleti adına söyledi diye tükürdüğünü yalayamayan, kısacası ‘değiştim’ diyemeyen, ama aslında ülkemizi AB’de görmek istemeyen kim varsa, sırtını sıvazlıyordu inatçı Avusturya’nın. Başta Fransa ve yarısı Merkel’ci Almanya.

Dün, Luxembourg’da toplanan AB bakanlarını yalan makinasina bağlasanız, belki de İngiltere’den başka ‘gerçekten’ isteyen yok Türkiye’yi AB’de. Çünkü ülkemizin AB üyeliğine karşı çıkmayan ülkelerin bile, arkalarında kamuoyları yok bu konuda. Ne Polonyası, ne Estonya’sı, hiç bir halk çoğunluğu Türkiye’nin üyeliğinden yana değil.

Peki Türkiye vazgeçmeli mi AB sevdasından ? Asla !

Çünkü AB, insanlık tarihinin en büyük barış ve ‘paylaşmak için refah’ projesidir. Birlik krizdedir, iniştedir, Türkiye haricinde bile büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Ama çağdaş insanlık anlayışına en yaraşır, en adil düzenin ‘mimarlık bürosudur’. Son zamanlarda işler kesattır, hiç önemli değil, işler düzelir ya da düzelmez, ama uygarlık düzeninde doğru adres Avrupa’dır.

Bakın 28 Kasım 2004 yılında, AB üyeliği konusunda ne yazmışım :

« Ve ne yazık ki Türkiye’yi tam da işte bunlar, ‘üyelik’ten ‘geyik’, ‘birlik’ten ‘gerdek’, zaten ‘gerdek’ten de ‘errrkek’lik anlayanlar AB’ye ‘sokamayacaklar’ !

Türkiye’ye 2006 yılında müzakere tarihi verilecek, üyelik yerine ‘ayrıcalıklı ortaklık’ önerilecek ve gerçek, tam, eşit üyelik için ÖNCE bunların iktidardan gitmesi beklenecek ! Bu kadar. »

Siz sanmayın ki, dün gece başlamış olsa bile müzakereler başladı. Siz kanmayın ki, ‘ayrıcalıklı ortaklık’ lafı ortadan kalksa bile yeniden diriltilip dikilmeyecek karşımıza.

Ve bir gün anlamak zorunda kalacağız : AB’yi Avrupalı olduğumuza inandırmadan önce, kendimiz inanmalıyız. Kafamızı Atatürk’ün gösterdiği yöne çevirmeliyiz. Kalçamızı değil, kafamızı. Kafanın girdiği yerden, beden nasılsa geçer.

-------------------------------