Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Depremin sakalı yok

Vatan · 12 Ekim 2005

Oldum olası Yahya Kemal olmak istemişimdir, sayın seyirciler. Tabii ancak rüyalarımda olabiliyorum. Dün gece baktım, kalabalık bir salonda kürsüye çıkmışım. Üstünde adım yazıyor. Yahye Kemaliye. Herkes hayranlıkla sözlerimi dinliyor. Ben de coşmuşum: "İspanya'nın şuh dilberini Zil, Şal ve Gül ile şiirleştiren bendeniz..." diye çağlıyorum, "Huzurunuzda Türkiye'nin dilaverini Zil, Kıl ve Tüy diye şirinleştiriyorum!"

Korkudan titremeye başladım, kendi çene takırtıma, kan ter içinde uyandım. Nasıl korkmam? Son olarak kıl ve tüy dediğimde başıma gelenler, yolunmuş tavuğunkini aştı, pişmişine taştı...

Ben uğraşınca kabahat oluyor, oysa Türkiye'de herkes, ama herkes, bir biçimde kıl ve tüy peşinde koşuyor!

Dün VATAN'ın haberiydi: AB yolunda ilerleyen ülkemiz imaj değiştirmek, Avrupalının kafasındaki göbekli, bıyıklı, çarşaflı Türk'ün yerine iyi eğitimli, sıcak ve güleç pırıl pırıl genç Türk'ü geçirmek istiyor. Devlet kolları sıvamış, imaj tıraşı için 5 milyon dolar ayırmış. TÜSİAD, 3 milyon Euro'luk bir tanıtım kampanyası başlatmış. Pırıl pırıl genç Türk'ten siz ne anlıyorsunuz bilmem ama bana yeni Türk imajında erkeklerin üst dudak kılları olmayacak gibi geliyor.

Hükümeti BİLE bıyıklı bir erkek milletinin nasıl bıyıksız diye tanıtılacağına ve devletli hanımları BİLE tesettürlü bir ümmetin çarşafa dolanmadan nasıl sunulacağına pek aklım ermese de reklamın kerametine inanırım. Diyelim ki inandırdılar Avrupalı'yı, istikbalimiz Türk gençliğinin bıyıksız ve çarşafsız olduğuna...

Ya sakal?

Kendi bıyığını sıvazlayıp Avrupalı kafasındaki Türk bıyığını tıraşlamaya kalkan hükümetimiz, tam da Türkiye'nin imaj coach'u demek olan, çünkü Kültür ve Turizm Bakanı olan Atilla Koç'un peşinde Sakal-ı Şerif gezdirmesini nasıl açıklayacak?

Rivayet o ki, bu densizliğin asıl rehberi bir başkası olup nihai amaç, Sakal-ı Şerif'i Dubai Prensi (tıraş olan emir, prens mi oluyor ne?) El Maktum'a götürmekmiş. İster maktum olsun ister makbul, hangi ölümlünün ayağına götürülür peygamberin mübarek sakal kılı? İmanlı mümine, "Behey gafil, Sakal-ı Şerif sana gelmez, sen ona gidersin!" demek düşmez mi?

Öyle ya da böyle, bıyık AB yolundaki milletimizin, mübarek sakal da Dubai sermayesi önündeki ümmetimizin vazgeçilmez uğraşı.

Bu arada Pakistan'da deprem oldu. Kasırga, sel, yangın derken, kulunuz tam Allah'ın gavur ABD'den ehl-i Müslim Irak'ın ahını aldığını düşünmeye başlamıştı ki, Keşmir'in Müslüman tarafını da deprem vurdu.

Yaradanın kimi niçin cezalandırdığı anlaşılamadı, ama doğanın yanlışı bağışlamadığı kesinleşti. Pakistan'daki depremin, Marmara'da bekleneni yaklaştırdığı, faylar üzerindeki gerilimi artırdığı açıklandı.

Ve bendeniz birden fark ettim ki İstanbul'da, böyle bir deprem sonrası evsiz barksız kalacak milyonlarca insan için çadır kurulacak yer kalmamış! Örneğin Göztepe parkına cami kurulursa, çadır kurulabilecek bir yeşil alan daha yok olacak. Büyükşehir Belediyesi'nin kültür ve çevre komisyonları Kadir Topbaş başkanlığında 1 kez toplanamazken, tam 1452 kez toplanan İMAR Komisyonu, yeşil alanların ortasına, hastane bahçelerine, cami meydanlarına binlerce akaryakıt istasyonu kondurmuş! Ki... Depremde yıkılmayan patlayarak, ölmeyen yanarak tarumar olsun! Yalnız deprem de değil, şehrin göbeğine oturttukları her akaryakıt istasyonuyla, canlı bombalara, teröre kolay hedef gösteriyorlar.

Böylesi bir nemalanma hırsına, böylesi akılsız, vicdansız, çarpık arsızlığa karşı kimi, neyi, niye korusun Allah?

Aslında doğa değil, aptallık acımasız olan. Mal pahasına can ödetiyor!