Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Oni yesin ninesi ha bu diyar valsi

Vatan · 14 Ekim 2005

Türkiye'mizde cinsiyet değişiminden çok, cibilliyet değişimine rastlanıyor, sayın seyirciler. Bizler, cinsiyet değiştiren bir azınlığa transseksüel denildiğini bildik, oysa cibilliyet değiştire değiştire cibilliyetsizleşen bir çoğunluğa, hâlâ daha uygun bir sıfat bulamadık. Bendeniz bu konuyu uzun uzun düşündüm. Cibilliyet değişimi, özellikle düşünceleriyle kamuoyunu yönlendiren medyada görüldüğüne göre, işin içine mutlaka transfer giriyor, dolayısıyla yeni tanımın trans diye başlaması doğal. Bunlar kendilerini entelektüel diye pazarladıklarına, oysa zekâyı ifade eden entel'e sahip olmadıklarına göre…

Cibilliyet değişimi geçirenlere TRANSEKTÜEL demek, doğru olmasa da sanırım yanlış sayılmaz. Biliyorum, yağlı ballı bir trend vaat eden cibilliyet değişiminin çekiciliğini ifade

etmekte hayli yetersiz, itici ve zor bir sözcük. Ama söylene söylene TRANSAKTÜEL'e dönüşür, böylece günlük, geçerli, trendy cibilliyet değişimini ifade eder, daha gerçekçi olur.

Transektüel ya da transaktüel, cibilliyet değiştirmekten silikon tutmayan beyin ürünlerini mutlaka adlandırmak gerekiyor.

Çünkü karışıklık oluyor. Örneğin kamuoyu, Ahmet Hakan'ın yazarcılıkla yetinmeyip mizahçılık yaptığı ülkede, uyuşturucudan ölen zavallı Ata Türk'ü de şehit oldu sanıyor!

Böyle bir algı kargaşası, tüm ölçüleri altüst ediyor, halkın kafasında değerler cetveli kırılıyor, iki sıfırı yan yana getiren yüz numarayı buldum diye koşarken beyni sulanan, zekâsıyla övünüyor.

İşte bu minvalde, Onur Öymen'in VATAN'da yayımlanan röportajında, Devrim Sevimay'a söylediği önemli bir söz, çok doğru bir saptama, bedenlerinden önce beyinleri kuş gribine yakalanan kimilerini kendilerinden geçirdi, ironi yapmaya itti.

Oysa İRONİ benim bildiğim, özellikle de izlediğim birinin nezdinde, kardeşiyle kurduğu ve ihale aldığı naylon şirketin ismi! Kamu parasını kullandıkları bu naylon şirkete İRONİ adını vermek, kuşkusuz halka attıkları kazıkla eşdeğer bir alaycılık. Ama Türkiye'de çok örnekleri olan vurgun becerisiyle sınırlı bir kurnazlık ve asla ne zekâ, ne de mizah yeteneği.

Onur Öymen, Vatan'daki röportajda, AKP'nin çağdaş bir parti olduğunu söyleyenlere, Tayyip Erdoğan ya da Abdullah Gül'ün bir balo düzenleyip bir kadını dansa kaldırıp kaldıramayacağını sormuştu.

Tayyip Erdoğan da Onur Öymen'i "Horon çekmeye" davet ederek espriyle cevap verdi. Kendince, "Sen elin dansından önce folklorumuzu oyna," demek istiyordu. Bizim Başbakan espri yapar da bizim transektüeler ironi ustalığına soyunmaz mı?

Çağdaşlığın dansla ilgili olmadığını vurgulamak için bir beyinden bin kuş esprisi ürettiler.

Oysa Onur Öymen haklıydı ve doğruluğu 250 yıl önceye dayanan bir gerçeğe işaret ediyordu: Louis de Cahusac (1706-1759), dünyadaki ilk ansiklopedinin yazarları arasında olup, çağdaşlığın tiyatro ve dansla ifade bulduğunu kanıtlamıştır!

Folklor çok güzel ve korunması gereken tarihsel bir kültürdür. Ama adı üstünde, çağdaş değildir. Zaten folklor oynanır, dans edilir! Valsi, tangoyu iyi bilen, iyi de horon teper. Ama tersi pek kolay olmayabilir. Balerinler, değme dansözden güzel göbek atar. Ama değme dansöz, bale yapamaz. Klasik bir flütist, iyi de zurna çalar. Ama zurnacının elindeki flüt, zurna sesi çıkarır. Verin bir gitaristin eline üç telli sazı, dinleyin nasıl çaldığını. Ama üç telli saz ustası, gitarda aynı performansı gösteremeyebilir.

Dâhi, budala taklidi yapabilir. Ama budala, dehanın taklidi bile olamaz.

* Yarın TÜYAP Kitap Fuarında, 14.45 ile 15.45 arası okurlarımla bir sohbet için Interexpo salonunda, saat 16'dan 18'e kadar da Epsilon standında olacağım, hoş gelir sefalar getirirsiniz.