tik tak demokrasi (1)
Vatan · 14 Ekim 2005
VATAN
MİNE G.KIRIKKANAT
14.10.2005
Türkiye’de iktidar olan AK partinin yalnız adını değil, simgesi ‘ampul’u de Fas’tan getirdiğini bilir miydiniz ? Fas’taki AKP’nin latin harfleriyle okunuşu Al Adala va Tanmiya olup, Adalet ve Kalkınma’nın Arapçasıdır… Fas’lı AKP’nin 1992 yılında kurulup ampul amblemini sergilediğine bakılırsa, kimin kimden kopya çektiği açıktır. Üstelik böyle bir benzerliğe ‘kopya’ bile denemez. Türkiye’li AKP’nin geçmişi, Fas’lı AKP’nin bir ‘klon’u sanki.
Dr. Abdülkerim Hatip Fas’ta Milli Nizam Partisi’ni kurduğunda, Prof. Necmettin Erbakan da Türkiye’de Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Her iki ülkede, ikisi de benzer nedenlerle kapandı. İster inanın, ister inanmayın, internete girip araştırın, Dr. Hatip, Fas’ta ‘Attavhid val İslah’ partisini yumurtladığında, Prof. Erbakan da Türkiye’de Milli Selamet Partisi’ni doğurdu. Her ikisi de , biri anayasal monarşi, diğeri cumhuriyet olan iki ülkede hemen aynı yasal gerekçelerle kapatıldı.
İki ülkenin kuramsal anlamda aynılık gösteren siyasal İslamcı örgütlenmesi arasındaki fark, 1992’de başladı. Fas’lı Erbakan Dr. Abdülkerim Hatip’in, kapatılan ‘Attavhid val İslah’ partisinin yerine geçirmek istediği Milli Yenilenme Partisi de yasaklanırken, bizim Erbakan, Refah Partisi’ni kurabildi.
Fas’ın İslamcı lideri Hatip, aynı yıl Adalet ve Kalkınma Partisi’ni icat etti. Erbakan’ın Refah Partisi’nin bölünmesi ve Türkiye’deki AKP’nin ortaya çıkması içinse 2002 yılını beklemek gerekti.
Fas ve Türkiye’deki AKP’lerin ideolojik benzerliği, benzerlikten öte, tıpatıp. Birinin ana muhalefet, diğerinin iktidar olması, tümüyle rejim farklılığından kaynaklanıyor. Ama sizi çok şaşırtacak bu konuyu başka bir gün işleyecek ve bugün, bir arkadaşımın Fas’a ilişkin bir gözlemini anlatacağım.
Philippe Dessaint, 1996 yılında Fransızca konuşan beş ülkenin ortak devlet televizyonu TV5’in Haber Merkezi yöneticiliğine getirildiğinde kendi deyişiyle genç ve hırslı bir gazeteciydi. Fas, bu kanalın yayın politikası açısından önemli bir ülke ve otuz küsur yıldır hükümdarı İkinci Hasan çok hasta, ölümü bekleniyordu. Kral’la röportaj yapmak çok zordu, ama Philippe, iş başına gelir gelmez bir randevu almak için asıldı. Aylarca süren ısrardan sonra, ‘Kral BELKİ sizinle görüşmeyi kabul edecek…’ sözü üzerine uçağa atlayıp dönüşü açık bir biletle Marakeş’e gitti. Uçağın tekerleri henüz yere değmişti ki, yolu upuzun, siyah bir limuzin tarafından kesildi. Philippe, yolcuların gözü önünde alanın bir ucunda indirildi, limuzine bindirilerek, saray gibi bir eve götürüldü. Gözkamaştırıcı bir lüksün sergilendiği evde, iki gün bekletildi. Kral’dan randevu sözü veren başbakan Andre Azulay’a her telefon ettiğinde, ‘Evin keyfini çıkarın, bekleyin…’ yanıtını alıyordu. İkinci günün ortasında, güzel bir kadın çaldı kapıyı. Philippe, güzel kadınlara ilgisiyle tanınan biriydi. Ama gazeteciliği galebe çaldı, kadını içeri almadı. Üçüncü gün, evin lüksüne rağmen beklemekten sıkılmıştı. Telefonla dönüş biletini ayırttı ve Azulay’ı arayıp, ‘Ben gidiyorum,’ dedi. Üç saat sonra, Kral’ın kendisini kabul edeceği haberi geldi. Aynı siyah limuzin kapıya dayandı. Ardında üç araba dolusu sivil koruma da cabası.
Philippe, bir koruma ordusuyla saraya girdiğinde İkinci Hasan kendisini volta atarak bekliyordu. Selam sabahtan sonra Kral, merdivenlerle çıkılan bir yükseklikte tahta kuruldu. Philippe’e ise metrelerce aşağıda bir tabure verdiler. Röportajın filmini, elbette ki Fas devlet televizyonundan bir ekip çekecekti. Fransız gazeteci, aynı düzeyde oturulmayan bir kadrajda röportaj yapmayı reddetti. Yetkililerle uzun müzakereler sonunda, iki iskemle getirildi ve Kral ile gazeteci yan yana oturdular, röportaj başlayabildi. Philippe, ‘Otuz yıldır tahtta kalabilmek başarınızın sırrı nedir ?’ diye sordu bir ara. İkinci Hasan, hasta ve yorgundu. ‘Demokrasi’ demek isterken, ‘demagoji’ dedi. Hem de bir kaç kez. Müthiş bir dil sürçmesi, gerçeği konuşturan bir pottu. Röportaj bittiğinde Philippe saray gibi misafirhaneye döndü, Fas devlet televizyonunun çektiği kaset de birkaç saat sonra geldi. Ancak kasette, Kral’ın ‘demagoji’ dediği yerler silinmişti. Philippe, kasetin orijinalini istedi ve sansürlenmiş kopyada ısrar edilirse, röportajı yayımlamayacağını bildirdi. Yeni bir bekleme süreci başladı. Fransız gazeteci sinirini geçirmek için dolaşmaya çıktı. Misafirhaneye döndüğünde, bir masanın üstünde kasetin orijinali, ama yanında başka bir kutu daha vardı : Altın bir Rolex saat.
Philippe, Rolex’i masada bıraktı, kasetin orijinalini aldı ve Paris’e döndü. TV5, Kral İkinci Hasan’ın demokrasi yerine demagoji dediği röportajı, olduğu gibi yayınladı.
Anısını, ‘Ama benden sonra biri daha gitti ve Rolex’i aldığını anladım…’ diye bitiriyor.
Ben de Türkiye’deki kralların, Fas krallarından farklı olmadığını düşünüyorum. Daha da kötüsü, markalar değişiyor, ama zamanı… yine saatler gösteriyor.
--------------------------------------------