Tik tak demokrasi
Vatan · 14 Ekim 2005
Türkiye’de iktidar olan AK partinin yalnız adını değil, simgesi ‘ampul’u de Fas’tan getirdiğini bilir miydiniz ? Fas’taki AKP’nin latin harfleriyle okunuşu Al Adala va Tanmiya olup, Adalet ve Kalkınma’nın Arapçasıdır… Fas’lı AKP’nin 1992 yılında kurulup ampul amblemini sergilediğine bakılırsa, kimin kimden kopya çektiği açıktır. Üstelik böyle bir benzerliğe ‘kopya’ bile denemez. Türkiye’li AKP’nin geçmişi, Fas’lı AKP’nin bir ‘klon’u sanki.
Ama sizi çok şaşırtacak bu klonlama tarihi, başka bir makale konusu. Bugün, bir gazetecinin Fas’a ilişkin anısını anlatacağım.
Philippe Dessaint, 1996 yılında TV5’in Haber Merkezi yöneticiliğine getirildiğinde kendi deyişiyle genç ve hırslı bir gazeteciydi. Fas, uluslararası Fransızca kanalın yayın politikası açısından önemli bir ülke ve otuz küsur yıldır hükümdarı İkinci Hasan çok hasta, ölümü bekleniyordu. Kral’la röportaj yapmak çok zordu, ama Philippe, iş başına gelir gelmez randevu almak için asıldı. Istikrarlı bir ısrar sonucunda, ‘Kral BELKİ sizinle görüşmeyi kabul edecek…’ sözü üzerine dönüşü açık bir biletle Marakeş’e uçtu. Uçağın tekerleri henüz yere değmişti ki, yolu upuzun, siyah bir limuzin tarafından kesildi. Philippe, yolcuların gözü önünde alanın bir ucunda indirildi, saray gibi bir konukevine götürüldü. İki gün bekletildi. Kral’dan randevu sözü veren aracıya her telefon ettiğinde, ‘Evin keyfini çıkarın, bekleyin…’ yanıtını alıyordu. İkinci günün ortasında, güzel bir kadın çaldı kapıyı. Philippe, güzel kadınlara ilgisiyle tanınan biriydi. Ama gazeteciliği galebe çaldı, kadını içeri almadı. Üçüncü gün, evin lüksüne rağmen beklemekten sıkılmıştı. Dönüş biletini ayırttı ve Azulay’ı arayıp, ‘Ben gidiyorum,’ dedi. Üç saat sonra, Kral’ın kendisini kabul edeceği haberi geldi. Aynı siyah limuzin kapıya dayandı.
Philippe, bir koruma ordusuyla saraya girdiğinde İkinci Hasan kendisini volta atarak bekliyordu. Selam sabahtan sonra Kral, merdivenlerle çıkılan bir yükseklikte tahta kuruldu. Philippe’e ise metrelerce aşağıda bir tabure verdiler. Röportajın filmini, elbette ki Fas devlet televizyonundan bir ekip çekecekti. Fransız gazeteci, aynı düzeyde oturulmayan bir kadrajda röportaj yapmayı reddetti. Yetkililerle uzun müzakereler sonunda, iki iskemle getirildi ve Kral ile gazeteci yan yana oturdular, röportaj başlayabildi. Philippe, ‘Otuz yıldır tahtta kalabilmek başarınızın sırrı nedir ?’ diye sordu bir ara. İkinci Hasan, hasta ve yorgundu. ‘Demokrasi’ demek isterken, ‘demagoji’ dedi. Hem de bir kaç kez. Müthiş bir dil sürçmesi, gerçeği konuşturan ‘pot’tu. Röportaj bitti, Philippe saray gibi misafirhaneye döndü, Fas televizyonunun çektiği kaset de birkaç saat sonra geldi. Ancak kasette, Kral’ın ‘demagoji’ dediği yerler silinmişti. Philippe, kasetin orijinalini istedi ve sansürlenmiş kopyada ısrar edilirse, röportajı yayımlamayacağını bildirdi. Yeni bir bekleme süreci başladı. Fransız gazeteci sinirini geçirmek için dolaşmaya çıktı. Misafirhaneye döndüğünde, masanın üstünde kasetin orijinali, ama yanında başka bir kutu daha vardı : Bir Rolex saat.
Philippe, Rolex’i masada bıraktı, kasetin orijinalini aldı ve Paris’e döndü. TV5, Kral İkinci Hasan’ın demokrasi yerine demagoji dediği röportajı, olduğu gibi yayımladı.
Anısını, ‘Ama benden sonra biri daha gitti ve Rolex’i aldığını anladım…’ diye bitiriyor Philippe.
Ben de Türkiye’deki kralların, Fas krallarından farklı olmadığını düşünüyorum. Daha da kötüsü, markalar değişiyor, ama zamanı… yine saatler gösteriyor.
--------------------------------------------