Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Tik tak demokrasi

Vatan · 15 Ekim 2005

Türkiye'de iktidar olan AK Parti'nin yalnız adını değil, simgesi ampulü de Fas'tan getirdiğini bilir miydiniz? Fas'taki AKP'nin Latin harfleriyle okunuşu Al Adala va Tanmiya olup, Adalet ve Kalkınma'nın Arapçasıdır… Faslı AKP'nin 1992'de kurulup ampul amblemini sergilediğine bakılırsa, kimin kimden kopya çektiği açıktır. Üstelik buna kopya bile denemez. Türkiyeli AKP'nin geçmişi, Faslı AKP'nin bir klonu sanki.

Ama sizi çok şaşırtacak bu klonlama tarihi, başka bir makale konusu. Bugün, bir gazetecinin Fas anısını anlatacağım.

Philippe Dessaint, 1996'da TV5'in Haber Merkezi yöneticiliğine getirildiğinde kendi deyişiyle genç ve hırslı bir gazeteciydi. Fas, uluslararası Fransızca kanalın yayın politikası açısından önemli bir ülkeydi ve otuz küsur yıldır hükümdar olan II. Hasan çok hastaydı, ölümü bekleniyordu. Kral'la röportaj yapmak çok zordu, ama Philippe, iş başına gelir gelmez randevu için asıldı. İstikrarlı bir ısrar sonucunda, Kral BELKİ sizinle görüşmeyi kabul edecek... sözü üzerine dönüşü açık bir biletle Marakeş'e uçtu. Uçağın tekerleri henüz yere değmişti ki, yolu upuzun, siyah bir limuzinle kesildi. Philippe, yolcuların gözü önünde alanın bir ucunda indirildi, saray gibi bir konukevine götürüldü. İki gün bekletildi. Kral'dan randevu sözü veren aracıya her telefon ettiğinde, Evin keyfini çıkarın, bekleyin... yanıtını alıyordu. İkinci günün ortasında, güzel bir kadın çaldı kapıyı. Philippe, güzel kadınlara ilgisiyle tanınırdı. Ama gazeteciliği galebe çaldı, kadını içeri almadı. Üçüncü gün, evin lüksüne rağmen beklemekten sıkılmıştı. Dönüş biletini ayırttı ve Azulay'ı arayıp, "Ben gidiyorum," dedi. Üç saat sonra, Kral'ın kendisini kabul edeceği haberi geldi. Siyah limuzin kapıya dayandı.

Philippe, bir koruma ordusuyla saraya girdiğinde II. Hasan volta atarak bekliyordu. Selam sabahtan sonra Kral, merdivenle çıkılan bir yükseklikteki tahta kuruldu. Philippe'e ise metrelerce aşağıda bir tabure verdiler. Röportajı elbette ki Fas devlet televizyonu çekecekti. Fransız gazeteci, aynı düzeyde oturulmayan bir kadrajda röportaj yapmayı reddetti. Yetkililerle uzun müzakereler sonunda, iki iskemle getirildi ve Kral'la gazeteci yan yana oturdular, röportaj başlayabildi. Philippe bir ara "Otuz yıldır tahtta kalabilme başarınızın sırrı nedir?" diye sordu. II. Hasan, hasta ve yorgundu. Demokrasi demek isterken, "demagoji" dedi. Hem de birkaç kez. Müthiş bir dil sürçmesi, gerçeği konuşturan "pot"tu. Röportaj bitti, Philippe misafirhaneye döndü, Fas televizyonunun çektiği kaset de birkaç saat sonra geldi. Ancak kasette, Kral'ın "demagoji" dediği yerler silinmişti. Philippe, kasetin orijinalini istedi ve sansürlenmiş kopyada ısrar edilirse, röportajı yayımlamayacağını bildirdi. Yeni bir bekleyiş başladı. Fransız gazeteci sinirini geçirmek için dolaşmaya çıktı. Döndüğünde, masada kasetin orijinali, yanında da başka bir kutu daha vardı: Bir Rolex saat! Philippe, Rolex'i masada bıraktı, kasetin orijinalini aldı ve Paris'e döndü. TV5, Kral II. Hasan'ın demokrasi yerine demagoji dediği röportajı olduğu gibi yayımladı.

Anısını, "Ama benden sonra biri daha gitti ve Rolex'i aldığını anladım..." diye bitiriyor Philippe.

Ben de Türkiye'deki kralların, Fas krallarından farklı olmadığını düşünüyorum. Daha da kötüsü, markalar değişiyor, ama zamanı... Yine saatler gösteriyor.