Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

En basit gerçek ishal

Vatan · 18 Ekim 2005

Türkiye'yi yönetenlerin, en basit gerçekleri bile öğrenmeleri gerekiyor:

Deprem yıkıcıdır. Yangın yakıcıdır. Akaryakıt patlayıcıdır. İshal su kaybıdır.

Deprem yıkıcı olduğu için, deprem bölgelerinde uygun teknikte binalar inşa etmek gerekir. Yetmez, bina sayısına orantılı açık alanlar gerekir. Yetmez, deprem sonrası çıkacak yangınları asgariye indirebilmek için akaryakıt istasyonlarını bina aralarına kurmamak, çevrelerinde emniyet alanı bırakmak, zaten kent içine sınırlı sayıda ve yüksek denetimlisine izin vermek gerekir.

Daha geçen çarşamba, 12 Ekim'de bu sütunda: "İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kültür ve çevre komisyonları Kadir Topbaş başkanlığında 1 kez toplanamazken, tam 1452 kez toplanan İMAR komisyonu, yeşil alanların ortasına, hastane bahçelerine, cami meydanlarına binlerce akaryakıt istasyonu kondurmuş ki… Depremde yıkılmayan patlayarak, ölmeyen yanarak tarumar olsun! Yalnız deprem de değil, şehrin göbeğine oturttukları her akaryakıt istasyonuyla, canlı bombalara, teröre kolay hedef gösteriyorlar," diyordum. Yazının mürekkebi kurumadan, gazetenin kağıdı sararmadan, Maslak'ta bir akaryakıt istasyonu patladı!

Deprem, benim ilgi alanım. İstanbul'un beklediği depremin romanını yazdım: "Bir Gün, Gece" (Epsilon Yayınları). Ve bu romanı yazabilmek için çok çalıştım, araştırma yaptım. Geleceğe yönelik siyasal bir kurgu olmasına karşın, verdiğim teknik bilgiler doğrudur ve hayal ettiğim senaryonun gerçekleşme olasılığı yüksektir.

1999'da Marmara Bölgesi'ndeki iki deprem sonrası, Yunanistan, İtalya ve Fransa'da sırayla oluşan depremlerin birbirine bağlılığını Türkiye'deki bilimciler reddederken, yabancı sismologlarla yaptığım röportajlarla tersini kanıtladım. Yerküre, sıvı ateş üstünde yüzen enlice bir kabuk. Bir yeri sarsıldığında, bu sarsıntı mutlaka bir dalgalanma yaratıyor ve geliştiği fayın üzerinde büyük ya da küçük başka bir depremi, hatta depremler silsilesini tetikliyor. Eğer İran'ı bir deprem vurursa, yirmi gün ya da bir ay önce mutlaka ya Japonya ya da Orta Asya'da bir deprem olmuş oluyor. Türkiye'deki depremlerden önce de yine Asya'da bir yerler sarsılıyor. Pakistan'daki depremden sonra, Türkiye'nin de sallanacağına emindim. Hafif geçmesini dileyerek, yerkürenin verdiği randevuyu bekliyordum huzursuzlukla. İzmir açıklarında, Ege'de oldu. Ancak Pakistan depreminin üstünden henüz iki hafta geçti ve bu çabukluk beni korkutuyor. Umarım Türkiye sırasını savmıştır, ama Pakistan'dakine bağlı olarak bir ay içinde başka bir deprem daha beklenebilir…

Dün görüş belirten bilimciler, Ege'deki depremle Pakistan'ı sarsan yerküre hareketi arasında ilinti kurmayı yine reddetti. Ama artık ampirik gözlemlerime inanıyorum ben.

Ve fay hatlarıyla şahrem şahrem yarılı bu topraklarda, gerek ulusal gerekse yerel yöneticilerin bu ülkenin kaderinin pazarlanmaktan ibaret sanmalarını, ekonomiden yalnızca parayı anlamalarını ve borsalaşan kafalarıyla ancak günlük kazanç düşünmelerini anlayamıyorum.

Oysa bir deprem, örneğin İstanbul'u yıkacak bir deprem, tüm Türkiye ile birlikte onların iktidarını da çökertecek. Bir daha gelmemek üzere gidecekler ve bugün pazarladıkları ülke, onların da, bizim de olmaktan çıkacak. Üstelik can damarı tesislerin sigorta bedeli, yeni sahiplerine ödenecek. Örneğin Galataport'un bedeli, depremzedesi Sami Ofer'e vb…

Ama bütün bunlar kimin umurunda? Zaten acaba farkındalar mı ne yaptıklarının?

Sayın Maliye Bakanı Unakıtan'a geçmiş olsun. Ancak ishalken çok su içmek gerektiğini, ishalle oruç tutulur, yani su içilmezse böbreklerin iflas edeceğini BİLE bilmeyen irfan sahipleri, böylesi bir depremin ülkeye maliyetini nasıl öngörebilir?