Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Gözdağı

Vatan · 22 Ekim 2005

Laik Cumhuriyeti bitirme kararı, 1980'de ABD'de alındı. Amerikalıların deyişiyle "our boys" yani bizim çocuklar kolları sıvayıp urganları yağladılar, önce demokrasiyi astılar. Sonra laik Türkiye'yi yıkacak dipten dalgayı, "imancılığı" beslemeye başladılar.

Devlet temelinin eğitim olduğunu biliyorlar, dinden bağımsız eğitimi savunanlara, "Yok canım!" diyorlardı, "Bunlar dinci değil, imancı!"

Laik cumhuriyete iman böyle bitirildi. "İslami"si çaktırmadan geçiştirilen nokta nokta cumhuriyete iman büyütülüyordu okul beşiklerinde.

Şeriatçılara kravat takıldı, tarikatçılara Armani giydirildi, devlet desteğiyle iman/imam okulları açtırıldı, üniversitelerde rahle verildi. Usul usul, farelerin ısırdığı yeri üfleyerek uyuşturması gibi, "Türkiye laik cumhuriyettir, zaten biz de laikiz," diye yatıştırıla yatıştırıla, önce kafalardaki laiklik kemirildi.

Bugün bir kamuoyu anketi yapılsa, sokakta laikliğin ne olduğunu bilen adam kalmamıştır. "Valla öyleyiz," diye yatıştıranlarınsa, dilleri bile doğru dönmüyor kavrama. Lağyik diyorlar, layık diyorlar, ama laik diyemiyorlar. Çünkü geyik yapıyorlar.

Bir yandan adıyla hocacılara, sanıyla mahyacılara yeşil sermaye yolları döşendi, öte yandan nokta nokta yeni devlete Saidi Nursi imancıları, Nakşibendi imancıları vb. yetiştirildi.

Ama laik cumhuriyet kıyısından köşesinden yine de direniyor, 1980'de başlatılan yeşil tsunamiye hem de en üst katlarda bile tam teslim olmuyordu.

Örneğin rektörler arasındaki laik çoğunluk, bir türlü silinip süprülemedi.

Oysa imancılar, artık iktidardılar ve sabırsızlanıyorlardı. Yeni devletin temeli eğitimdi ve nokta nokta geçiştirilen adını koymak için artık son kaleyi almak, YÖK'ü yıkmak gerekiyordu.

Yüksek eğitime ayrılan bütçeyi kıstılar, kısılan fonları ağırdan verdiler, verdiklerini geri aldılar, YÖK'ü mali anlamda boğma operasyonu başlamıştı. Operasyonun ikinci ayağı, ÖSSM'yi YÖK'ten alıp Maliye Bakanlığı'na bağlamaktı. İşi bitirmek için "sessizliğe" ihtiyaç vardı. Rektörler laik üniversiteler boğulurken debelenmesinler diye "Susup oturmazsanız, hepinize aynı muameleyi çekerim ha!" diye bir gözdağı vermek elzemdi.

Atatürk, bu ülkenin makus talihini değiştiren, Türkiye Cumhuriyeti'ne açılan hukuki devrim yolunu Samsun'dan başlatmıştı.

Karşı devrimin ilk gözdağı girişimi Van'da ortaya çıktı.

Saidi Nursi vasiyetini tutmak isteyen mürit kadrolar devlet içinde yeterince örgütlenmişlerdi, iktidarda sabırsızlanıyorlardı. Laik kadroların tasfiyesinde dördüncü vitese geçme vakti gelmişti.

Rektörler yanılmıyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'ni tarikatlardan korumaya çalışan Rektör Yücel Aşkın'a sahip çıkmak, laik cumhuriyete sahip çıkmaktır.

Bu satırların yazarı, 23'ü yurt içinde, 4'ü Fransa'da ve 1'i de Fransız devletine karşı dava kazanmış bir hukuk gazisi olarak, genelinde adalete, özelinde Türk adaletine inançlıdır. Türk hukukçulara hem saygı, hem de çalıştıkları koşullara içim koparak hayranlık beslerim.

Van'da olan bitenler, hukukun evrensel ve ulusal temellerine aykırı, adalet kavramıyla bağdaşmaz niteliktedir. Rektör Yücel Aşkın suçsuz da olabilir, suçlu da. Ancak bir suçlunun hakları bile çiğnenmiştir Van'da. İnsan hakları ihlali vardır ve apaçıktır. Bir sanık, yasalara taban tabana zıt muameleye tâbi tutulmuş, suçu kanıtlanmadan mahkûm statüsü uygulanmıştır.

AB standartlarında demokratikleşme hedefi kimsenin ve hiçbir iktidarın mülkiyetinde, babasının malı gibi istediği yerde kullanıp istemediği yerde çiğneyeceği bir siyasal rant aracı değildir. Madem AB'ye dayanarak yasa yapıyorlar, Brüksel aynı zamanda böyle yasa dışılıkların ihbar adresidir.

İnsan hakları derneklerini göreve çağırıyorum.

Ve aziz dostum Erdoğan Teziç'e, eğer ihtiyaç olursa, uluslararası medyayı harekete geçirmek açısından bana güvenebileceklerini belirtmek istiyorum.

Kırılan kol, yen içinde kalmayacak artık. Bu böyle biline.