Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Reklamlardaki türkiye

Vatan · 24 Ekim 2005

İş dünyasında bir ülkenin nabzını en iyi tutan sektör, reklamcılıktır. Tanıtımı yapılan ürünün tutması reklamın beğenilmesine, reklamın beğenilmesi ise hedef kitlenin « istemleri » yönünde etkilenmesine bağlıdır. Başarılı bir reklam kampanyası, doğru okunmuş bir toplumsal eğilimin geleceğe dönük çözümünü hayal eder ve tanıtılan ürüne yönlendirir. İşte bu yüzdendir ki reklamcılık, kültür birikimi, zeka ve yaratıcılık gerektiren bir meslek olup, Türkiye’de dünya standartlarını kolayca tutturan, hatta ötesine geçen bir gelişim göstermiştir.

Reklam sektörü böylesine başarılı olduğuna göre, Türk toplumunu, istemlerini ve hayallerini de doğru çözmüş demektir.

Ne var ki Türkiye televizyonlarında gösterilen reklam filmleri, sanki bambaşka bir ülkede çekilmiş, « hedef kitlesi » bambaşka bir toplumun gibi.

Reklam filmlerindeki Türkiye’de herkes çağdaş, herkes uygar. Sanki Türkiye’de değil, İsveç’te bile değil (çünkü orada da epeyce Türk ve Kürt var), İslanda’da yaşıyor reklam filmlerindeki insanlar. İstisnasız tüm kız ve kadınların başı açık, istisnasız tüm erkekler sinek kaydı traşlı. Nadir bıyıklı ve daha da az sayıda sakallılar ya « komik » rollerine soyunuyorlar, ya da isimlerinden menkul « star »lar.

Bu durum yalnız « tarafsız » ürünler için söz konusu değil, yeşil sermaye de en yemyeşil ürünlerini, çağdaş, uygar Türkiye imgesi üstüne bindiriyor. Ramazan reklamları bile bağnazlık sembollerinden uzak bir toplum modeli çiziyor. Bu reklamlarda, dikkat ederseniz hep yaşlı kuşağın başı bağlı, o baş bağı da günümüz tesettürü değil, geleneksel baş örtüsüyle sınırlı, zaten tek tük dede de sakalı ağarmış türden oluyor.

Aynı reklam filmlerinde, ‘nostalji’ teması işlendiği zaman da referanslar aynı : İlk cumhuriyet çocuklarının çağdaşlık yolundaki adımları.

Başka bir noktaya daha dikkatinizi çekmek isterim : Salt yazılı medyada yer alan az sayıda tesettür modası reklamları, nedense yaratıcılık yoksunu, tatsız tutsuz, çekimsiz olup, ‘ilan’dan öteye geçemiyorlar.

Ve televizyonlarda yıllardan beri, her gün defalarca böyle bir Türkiye seyretmek kimsenin garibine gitmiyor…

Oysa hepimiz biliyoruz ki, Türk toplumu bu değil. Kadınların üçte ikisi öyle ya da böyle ‘örtülü’. Başı açık kadın yoğunluğuna, artık yalnız kent merkezlerinde rastlanıyor. Her dört erkekten biri takkeli ve sakallı, geniş geneli ise takkesiz, sakalsız, ama bıyıklı.

Öte yandan, yetenek ve başarısını çoktan kanıtlamış reklam sektörünün ‘hedef kitle’ seçimi ve bu kitlenin ‘istemlerinde’ yanılıyor olması mümkün değil. Zaten kampanya sonuçları doğru gördüklerini her seferinde yeniden test ediyor.

Eee ?

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu :Yarısı tutucu bir toplumun, güncel söylemde sözümona reddettiği çağdaş ve uygarlık çizelgesini, reklam filmlerinde benimseyip izlemesini nasıl açıklayacağız ?

Acaba Türk toplumu ‘kapansa’ da açılmak mı istiyor ? Doğu’ya baksa da Batı’yı mı gözlüyor ?

Biz Türkler ne yaptığımızı biliyoruz da, ne yapmak « istediğimizi » biliyor muyuz acaba ? Doğrusu kararsızım.

Reklam olgusu özendirmenin ta kendisidir. Tanıttığı ürüne özendirerek yönlendirir. Elbette ki reklam sektörünün hedef kitlesi, tüketim gücü olan toplum kesitidir. Ancak Türkiye’de muhafazakar, yani güya « kapalı » kesimin alım gücü, kafasının içi ve dışı « açık » olanların tüketim gücünü çoktan geçti. Öyleyse…

Ya bizim reklamcılar birer Don Kişot ve « sosyal trend »e aldırmadan ideallerindeki Türkiye’ye özendiriyorlar milleti…

Ya da muhafazakar kesim parayı görünce, kabına sığamaz oldu, için için açılmaya özeniyor aslında.

Ah, Manitu Money… Sen nelere kadirsin !

---------------------------