Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Çocuk nasıl kullanılır ?

Vatan · 27 Ekim 2005

Akdeniz halkları çocuklarını sever. Çocuk, ‘kral’dır Akdeniz güneşinin altında. Türkiye’de ise kraldan öteye, kutsaldır…Diyeceğim ama, halkımız arasında « çocuk seven » var, « çok çocuk seven » var. Birinciler için çocuk hala kutsal. Doyurabilecekleri, okutabilecekleri, yetiştirebilecekleri, başka bir deyişle mutlu edip mutlu olacakları çocuklara hayat veriyorlar. Diğerleri de çocuklarını seviyorlar kuşkusuz. Ama besleyemedikleri, eğitemedikleri, mutlu edemedikleri çocuk çokluğuna bakılırsa, çocuğu değil de çocuk yapmayı sevdikleri düşünülebilir.

Malatya’daki yuvada çocukların maruz kaldıkları şiddet, ne yazık ki istisnai bir durum değil. Türkiye’de çocuklara işkence ve kötü muamele olayları, hız kesmeyen nüfus artışıyla doğru orantılı çoğalıyor. Ülkemizde her üç çocuktan biri eğer işkence ve dayak kurbanı değilse, küçük yaşta çalıştırılarak sömürülüyor. Bazıları dilendiriliyor. Hatta dilendirilmek üzere satılıyor, ya da kaçırılıyor.

Başta bakamayacağı sayıda çocuk yapmak, tüm kötülüklerin anası olarak cehalet gösteriliyor, eğitimsizlik gösteriliyor.

Ancak ne cehalet, ne de eğitimsizlik, bence gaddarlığın açıklaması olamaz.

Tam tersine. En ilkel toplumlar, çocuklara en şefkatli toplumlardır. Dahası, insan türünden daha az gelişmiş memeliler, aslanlar, kaplanlar, filler, maymunlar, kediler, köpekler, balinalar, orklar… yavrularına gösterdikleri şefkatle öne çıkarlar.

Türkiye’de çocuğa yönelik şiddet ve sömürü, elbette çoğulluğun yol açtığı bir değersizleşmenin sonucu. Çocuk sayısı arttıkça, çocuğa verilen değer de azalıyor. Öyleyse niye sevilmeyen, şefkat gösterilmeyen çocuklar yapılıyor ?

İşte bu sorunun cevabı, Türkiye’de çocuğa yüklenen ve adı konulmayan iki sömürü türünü daha içeriyor. Bunlardan birincisi sayısal ve siyasal üstünlük yarışı.

Ülkemizde iki toplum katmanı nüfus artışını körüklüyor : İslamcılar ve Kürtler. Her iki kesimin politikacıları da, ‘Çoğalın, çoğalın !’ buyruğu veriyor kendi benzerlerine. Onların derdi, siyasal anlamda sayısal üstünlüğü ele geçirmek. Bir topluluğun siyasal varlığını kanıtlamak amacıyla çoğalması, elbette ki çocuk sevgisizliği demek değil. Ama çocuk sevgisi demek de değil. Her çocuğun hakkı olması gereken şefkat ve bakım yeterliliği, hiç değil !

Çocuk, bir amaçtır. Oysa nüfus çoğaltmak için yapılan çocuk, sevilse bile siyasal bir araç olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bir sömürü söz konusudur.

Türkiye’de çocuğa yüklenen adı konulmamış ikinci sömürü ise, kimlik sorunuyla ilgili. Toplumun geniş geneli, kendi kimliğini kanıtlamak uğruna çocuk yapıyor. Çünkü çocuğu olmayana adam, oğlu olmayana erkek denmiyor bu genelde. Kadının kadınlığı, zaten doğuma tarifeli.

Bir oğlan doğurabilmek için, dört, beş, altı kız çocuk doğumuna bana mısın demeyen, kimisi doğum sırasında ölen kadınlar… O kadınların ‘erkek’ desinler, başı dik gezsin diye uğruna onlarca yavruladığı kocalar. O kadınları bir erkek çocuğu yapamadı diye boşayıp yenileriyle evlenen ya da üstüne kuma getiren erkekler…Türkiye’de sayıları az mı bunların ?

Söyler misiniz bana, neresinde çocuk sevgisi var bu ‘kimlik’ bunalımının ?

Öyleyse niye şaşırıyoruz, Malatya’da olanlara ?

Geniş geneli kadınlığını ve erkekliğini kanıtlamak, ya da siyasal cemaatin sayısal üstünlüğünü sağlamak için çocuk yapılan bir toplumda, çocuk sevgisinden ne kadar söz edilebilir ?

Kimseli çocuklara ne kadar iyi davranılmaktadır ki, kimsesiz çocuklara şefkat gösterilsin ?

Çocuk sevgisi, sorumluluktur. Sorunlu kişilerden nasıl bir sorumluluk beklenebilir ?

----------------------------