Fransız fikir türban zikir
Vatan · 8 Kasım 2005
Haluk Şahin hocamın pek güzel söylediği gibi, "Paris tekin bir yer değildir."
İhtilallerin başkentidir Paris. Hatta ihtilallerin biçimlediği başkenttir.
1789 Büyük Fransız Devrimi kentin surlarını yıkmış, Bastille Kalesi'ni yakmış, kiliselerini (bir süre) ahıra dönüştürmüştür. Avrupa'ya "cumhuriyet" fikri bu devrimle yayılmış, Parisliler kralın kafasını kesince, tüm krallıklar sallanmaya başlamış, çoğu da yıkılmıştır.
1848 İkinci Cumhuriyet Devrimi'nde, bitmek bilmeyen halk isyanlarını bastırmak için top arabalarını Paris sokaklarına sokmak gerekmiş ve bu uğurda Baron Haussman eski Paris'i yıkarak bugünkü geniş caddeleri ve olağanüstü altyapısıyla yeniden kurmuştur. Paris'te başlayan bu isyanlar yine Avrupa'ya yayılmış, yine pek çok rejimi alabora etmiştir.
1871 Paris Komünü ezilirken, başkentin Haussman mimarisine son rötuşu sağlamış, tohumlarını Doğu Avrupa'ya savurmuş ve Rusya'da yeşeren fikirleri Sovyet Devrimi'yle boy atmıştır.
1968 mayıs ayında insanlık tarihinin ilk "gençlik ayaklanması" Paris üniversitelerinde başlamış, Türkiye'nin de nasibini aldığı bir coğrafyada dünyaya yayılmış ve yine kent mimarisinde bir değişimle sonuçlanmış: İsyancı gençlerin polise atmak için taşlarını söktükleri Paris'in güzelim arnavut kaldırımları asfaltlanmıştır.
Haluk Hoca, 2005 kasımında Paris varoşlarında başlayan ve süren yangının göçmeni bol diğer başkentlere yayılma tehlikesinden söz ederken çok haklı. Saptama doğrudur, çünkü Paris tarihinde çakan her kıvılcım, Avrupa'yı da yakmıştır.
1968 mayısı, üniversiteli gençliğin siyasal, sosyal istemler içeren isyanıydı. Kent merkezinde başlayıp civar kampuslara yayıldı.
2005 kasımı ise tam tersi: Toplum ve eğitim sistemi dışına itilen çocukların istem belirtemedikleri bir öfke başkaldırısı. Bir kentleşme hatası yüzünden varoşlarda başladı ve kent mimarisinde yine sonuçları olacak, Paris'in yeniden yapılanmasını gerektirecek.
Belediye Başkanı Jacques Chirac'ın Paris'ten varoşlara sürdüğü göçmen ve yoksulların çocukları, tıkılmakla kalmayıp devlet tarafından unutuldukları gettoları yakarak faturasını Cumhurbaşkanı Chirac'ın suratına çarpıyor. İsyancıların hepsi çocuk yaşta; ırkçılığın, ayrımcılığın itip kaktığı ana babalarını zaten saymıyorlardı, sahip çıkmayan devleti hiç saymıyorlar ve kendilerine verilmeyen değeri, tüm toplum değerlerini yadsıyarak, sembollerini yakarak yıkarak kör bir öfkeye dönüştürüyorlar.
Ama şimdilik, yakılan 10 bine yakın taşıt, tutuklanan yüzlerce çocuk ve yaralanan 36 polise karşın, isyancılar arasında elektrik trafosunda ölen iki genç dışında yaralı yok. Ordu yardıma çağrılmadı, sıcak bölgelerde sokağa çıkma yasağı bile konulmadı "henüz." Yani devlet, hırsı zekâsının önüne geçen Sarkozy'nin yersiz lafları dışında soğukkanlı.
Dün iki ülkenin Müslüman lideri, beni pek güldürdü. Biri Libya devlet başkanı Kaddafi. Hazret Cumhurbaşkanı Chirac'a telefon açmış ve "yardım" önermiş. İsyancı çocukların üzerine asker bile salmayan Chirac'ın küçük dilini yutup büyüğünü nasıl dolandırdığını gözümün önüne getirebiliyorum. Diğeri, bizim Başbakan Tayyip Erdoğan oldu ve dünyada olup bitenlere nasıl Fransız kaldığı bir kez daha anlaşıldı. Fikri neyse zikri odur ya, Müslüman göçmen çocuklarının "türban yasağına" ayaklandığını hayal etmiş Sayın Erdoğan. Bizim Başbakan'a doğrudan yanıt, ne yazık ki bizzat türban savunucusu Fuat Alavi, yani Fransa İslamcı Örgütler Birliği Başkanı'ndan geldi ve "Sussunlar!" diye gürledi Erdoğan'ın dahiyane buluşunu kendisine ileten LCI televizyonunda. Fas'taki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Müslüman kardeşlerinden Alavi, Sayın Erdoğan'ın türban yorumu hakkında başka ne dediyse… Yarına.