Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Maymunlar cehennemi

Vatan · 11 Kasım 2005

Homo Sapiens, "primat" canlılar arasında halen "homo" türünün tek temsilcisi olup, insanlığın bilimsel adıdır. "Primat" sınıfı da zaten, insanları, maymunları ve makak ya da maymunsu diye anılan memeli türlerin kök ailesidir.

"Sapiens" yani mantık yürütebilen zeka sahibi bir primat olarak, bugün "homo" türünde tek sayılmamız, yüz bin yıllarla ölçülen evren yannlannda tek kalacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü dünya dönüyor, evrim sürüyor, evren dönüşüyor.

Maymun deyip geçtiğimiz memelilerin, binlerce yıl sonra (eğer sağ kalırlarsa) neye benzeyecekleri meçhul, ancak bazılannın insanla gösterdikleri benzerlikler hiç de tesadüf değil.

Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi" nde. Joan Silk başkanlığındaki bir araştırma ekibi, insan soyunun yakın akrabalanndan şempanzelerin "dayanışma" duygusu üzerine bir deney yapü. Erişkin şempanzeler, otomatik bir meyva dağıtıcısının bulunduğu kafese kapatıldı.

Maymunlardan yalnızca birine makinayı çalıştıran manivelayı indirmek öğretilmiş, diğerleri eğitilmemişti. Yani tek bir maymun makinadan meyva almayı biliyor ve dağıtıcı, her çalıştinldığında iki meyva atıyordu dışarı.

Eğitimli maymuna, seçim şansı veriliyordu: Acaba makinadan çifter çifter çıkan meyvaları kendi mi yiyecek, yoksa birini alıp, diğerini yanındaki komşusu ve hemcinsine verecek miydi?

Bilge maymun, makinadan aldığı tüm meyvaları kendisi yedi, bir tanesini bile yanında ağzının suyu akarak bekleyen cahil akrabalarına vermedi.

Yıllardır birlikte yaşayan şempanzeler arasındaki bu bencillik, etnologları çok şaşırttı. Çünkü doğal ortamda şempanzeler, kabile halinde yaşayan, birlikte avlanan, avlandıklarını paylaşan hayvanlardı. Oysa deney hayvanat bahçesinde doğmuş ve doğal ortamda hiç yaşamamış şempanzelerle yapılmıştı. Demek ki sert doğa koşullan, şempanzeler arasındaki aile bağlannı güçlendirdiği gibi, yardımlaşmayı da gerektiriyordu. Ve doğanın terbiyesinden geçmeyen hayvanlar, paylaşmak demek olan "dayanışma" duygusunu da yitiriyorlardı...

Maymun diye küçümsemeyin. Tüm memeliler aynı şefkatle yavrularını emzirir. insanlar, zekalarıyla üstünlük kurdukları memeli akrabalarıyla aynı içgüdüleri taşırlar ve temelde aynı ilkelliği paylaşırlar.

İşte bu kapsamda "paylaşmak" öğretisinin yitirilmesi, yani bencillik, hayvanlarda grup, insanlarda toplumsal bilinç kaybıdır. Dayanışma bitince, ilkel duygularımızın dengesi de yok olur, kin, öfke ve şiddet ortaya çıkar.

Hayata doygunluğu beslenmeye indirgeyen, "Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar" sözünün doğruluğu, insanlar için de, hayvanlar için de hala geçerli. Ancak Homo Sapiens'in doygunluk parametrelerine yenileri eklendi, varoluşta kimlik göstergeleri istiyor. Kimlik göstergelerini, hem varlık, hem de saygıda paylaşmak gerekiyor. Eşitlikten geçtik, dayanışma olmayınca, kavga çıkıyor elbette.

Fransa varoşlannı yakan çocukların kör öfkesinin temelinde de bu var, Türkiye'yi uzun süredir kısık ateşte yakan ve dün Şemdinli'de tekrarlanan linç girişimlerinin temelinde de bu: Çok uzun süredir pay verilmeyen bir nüfusun, açlığın verdiği hınçla artan sayısına orantılı içgüdüleriyle ilkelliğe teslim olması.

Varoluş kimliği zaten güdüleriyle sınırlı hayvanlar, sürü psikolojisiyle hareket eder. Kimliğini bireyselleştiremeyen insanlar ise, ırk, cemaat, aşiret gibi topluluk aidiyetiyle varolurlar. Grup psikolojisiyle tırmanan ilkel öfkelerin provokasyonu çok kolay, sonuçlan ise vahşettir.

Fransa'daki varoşlann neden yandığını pek bilen Sayın Başbakan, acaba Türkiye'de galeyanlar hakkında ne düşünüyor? Şemdinli kime türban takılsa durulacak? Provokatörlere mi, yoksa linççilere mi?