Gazeteci, yazar, köşe yazarı Mine G. Kırıkkanat

Tüm gazete yazıları / 2005

Böyle bir Türkiye’de yaşamak istiyor musunuz ?

Vatan · 25 Kasım 2005

“İnsanın asla itirafa yanaşmadığı tek gerçek, sevabına karşılık günahla ödüllendirilmek arzusudur."

ALAIN

Türkiye'nin yarınları: Tüm kapalı mekânlarda sigara içmek yasaklı. Devlet, vatandaşını kansere karşı zorla koruyor. Ama musluklardan akan suya bakteriler ölsün diye bastığı klorun, hazır yiyeceklerdeki nitratın, odalara ve arabalara sıkılan kimyasal kokuların, hormonlu yiyeceklerin de kanserojen olduğunu söylemiyor. Hayret! Nedense aynı oran ve tempoda kanser olunuyor memlekette. Hem de sigara içilmeden.

Devlet, vatandaşını sigaradan olduğunca, alkolden de korumaya kararlı. Kent merkezleri, yeşil vahalar. Haritalarda minik plastik palmiyelerle gösteriliyor. İnsanlar evden namaza, namazdan işe gidip geliyor, koyun etiyle çay hâlâ moda, balığa eşlik eden portakal suyunun gaz yaptığı anlaşıldığından beri, en çılgın sortilerde gül suyu içmek postmodernlik sayılıyor.

Rakı şarap içmek için kent dışına, kırmızı fenerli mahallere gitmek gerekiyor. Demesi kolay, müşterilerin gerçekten cesur ve alkolik olmaları, çaresiz kalmaları lazım. Çünkü içki bölgeleri, koyu yeşil varoşların sarmalında. Kaliforniya Merlot, Fransız Sauvignon tatmak için gecekonduların ortasındaki medya palaslardan köşklerine doğru yola çıkan yalı basını ile çilingir sofrası kurmak için ters yönde kırmızı fenerlere akanlar arasında, trafik tıkalı. Abı hayata varış saati, yatsı namazına denk ve camilerden çıkan ahali, sık sık galeyana geliyor. Kâh meyhanelere saldırıyor, kâh daha masaya oturup yumruk mezesi yapmadan bitap düşen akşamcılara. Olay yerine gelen güvenlik güçlerinin, saldırganları salıp lokantacı ve müşterileri karakola çekmesi de cabası. Sözün kısası, çilingir sofrası tarihe karışıyor. Böylece devlet, vatandaşını alkole karşı korumuş oluyor.

Zaten devlet, vatandaşını korumakta sınır tanımıyor. Vatandaşlık kavramı da tehlikeli, ondan da sakınıyor. Eskiden Türk milletiydik, şimdi üst kimliğimiz ümmet, alt kimliğimiz cinsiyet. Artık Türkiya Cumhuru İslamiya Ümmeti üst kimliğinin altında, kadın erkek diye ayrışıyoruz. Eğitime, bütçe tarihinin en büyük payı ayrıldı. Ancak bu pay, özel eğitim kurumlarına veriliyor. Böylece eğiten eğitilen, özel okullara gidiyor. İzinsiz Kur'an kursları daha önce cezai kapsamdan çıkarıldığı için, özelden anlaşılan dini eğitim. Alt kimlik öğrenimi ana okulunda başlıyor, kızların başı üç yaşından öteye beyaz, adet gördükten sonra da renkli örtülüyor. Böylece erkeklerin alt kimliklerini tahrik etmeleri önleniyor. Alkol ve sigara alışkanlığı olmayan gençler arasında, erkeklerin kol kola, kızların el ele gezmesi moda. AB, yeni Türkiya'daki cinsel tercih özgürlüğüne bakarak hükümeti tebrik ediyor, niçin gay evliliği de resmileştirmiyoruz, diye merakta. Ancak hayret, bunca çabaya rağmen, bazı erkeklerin tahrik olması yine de önlenemiyor. Üç yaşından küçük, dolayısıyla tesettürsüz kız çocuklarına taciz ve tecavüz rekorları kırılıyor. Hükümet, kadın tesettürünün kundaktan başlaması gerektiği görüşünde.

Devlet, ümmetini sigara, alkol ve zinadan koruyor. Türkiya, bir cennet artık. Zaten herkes uçuyor! Çünkü alkol ve sigaranın yerini, tıpkı İran'da olduğu gibi, afyon, esrar, kokain, artık Allah ne verdiyse almış bulunuyor. Çünkü Kur'an yasak demediğinden, uyuşturucu serbest. Ulema çok aradı, ancak narkotik bir ize rastlayamadı kutsal kitapta. Üstelik, uyuşturucu alkolden de ucuz, sigaradan da. Dolayısıyla...

Böyle bir Türkiye'de yaşamak ister misiniz sayın seyirciler?

Yanıtınız "Hayır!"sa, artık söylemeniz, hatta haykırmanız gerekiyor.

Hatta içinizden biri, Atatürk gibi hayatı pahasına yola çıkarsa, daha da iyi olur, çünkü ihtiyacımız var. Şiddetle ve acilen.