Gafil avcılık
Vatan · 29 Kasım 2005
Anlatacağım öyküye başlamadan önce, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, Sayın Genel Kurmay Başkanımız Hilmi Özkök’e hürmetle selam ederim.
PKK terörde, Kürt ayrılıkçıları « kalkışma »da sınır tanımıyor. Şemdinli ayaklanınca, İstanbul Gazi Mahallesi yürüyor. Ümmete endeksli Sayın Başbakan’ın, « Türküm » diyene T.C. vatandaşlarından Türk olanı olduğunu öğretme çabaları, millette sinir bırakmadı. Kimliği altüst, benliği tersyüz edilemeyen bizler, işte bu ahval ve şerait içinde debelenirken…
Sayın Özkök, 2006 yılında görev süresinin uzatılması ve herhangi siyasi bir görev beklentisi içinde olmadığını ifade etmekle, İpsala’dan Silopi’ye kararan memleket ufkunda bir ferahlık yarattı.
İtiraf etmeliyim ki yüksek şahsından beklediğimiz son memleket hizmeti sözünü tutması olacaktır. Cebren ve hile ile görev süresi uzatılmak istense bile kabul etmeyerek, hatta vakti gelince emekliliğini bizzat işleme koyarak, böyle bir teşebbüse mahal ve zaman bırakmaması, fevkalade yerinde olacaktır.
Yine itiraf etmeliyim ki yazar kulunuzun da dilini tutmakta hayli zorlandığı ve artık patlamak üzere olduğu bir süreçte, TSK’yı yanlış ve haksız yıpranmadan koruyacak ilk önlem, kendisinin vaktinde emekli olması ve emekli kalmasıdır.
Bu satırları, Sayın Özkök’ü iktidara yakın bulduğum ve o gidince cumhuriyete sahip çıkacak bir paşa beklediğim için yazdığımı sananlar hava alırlar ! Bendeniz artık Türkiye’de askerlik sonrası sivillik, sivillik sırasında askerlik yapan iktidar bıkkınıyım. Bugüne kadar görüp geçirdiklerimiz yeter. O kadar.
Her taş yerinde ağır, herkes kendi işinde başarılı ya da başarısızdır. Ama başarının en zoru, belki de emekliliği başarmaktır, çünkü muhasebe zamanıdır.
Böyle bir muhasebeyi en iyi yapanlardan biri, kuşkusuz Taoist filozof Tchouang Tseu olup, öyküsü belki de Sayın Özkök’ün emeklilik yoluna ışık tutabilir :
Tchouang Tseu, bir kestane ağacı ormanında gezinirken, kanatları yedi karış genişlikte, iri gözlü bir kuşun kafasına sürtünerek uçup biraz ileri konduğunu görür. Kocaman gözleriyle kendisini görmeyen ve büyük kanatlarını açıp insandan kaçmayan bu tuhaf kuş neyin nesidir, diye düşünür. Yayını kurar, okunu vurmaya hazırlar, kuşa yaklaşır.
Bakar ki bir kuytu köşede bir ağustos böceği, kendini kollamayı unutmuş, kuşu görmemiş, keyif çatıyor. Bakar ki bir yaprağın üstündeki peygamber devesi, kendini kollamayı unutmuş, ağustos böceğini yutmaya hazırlanıyor. Tchouang Tseu anlar ki kuş da onları avlamak için kendini kollamayı unutmuş ve filozofun kafasını bile görmemiş, çarpmış.
« Ne yazık ! » diye düşünür filozof, « Varlıklar birbirini avlıyor ve kazancı kayıp izliyor ! » Dalar gider, yayını sadağını bir ağaca dayar ve gezintisine döner. Bir süre sonra, yolda karşısına orman bekçisi çıkar ve silahsız olduğu için zararsız Tchouang’ı küfürler ederek ormandan kovar.
Filozof evine kapanır ve üç gün dışarı çıkmaz. Müridi Lin Chu, bu tavrının nedenini sorar kendisine.
« Dış görüntülere kapılarak, asıl doğamı yitirdim, » der Tchouang Tseu. « Bulanık suya bakan, duru suyu göremez. Üstadım bana geçtiğin toprakların adetine uy, demişti. Oysa kestane ormanında gezerken, kendi doğamı unuttum. Tıpkı o büyük kuşun, doğasını unutan böcekleri avlarken kendi doğasını unuttuğu gibi. Bekçi de doğal aslını unutan beni serseri sanıp kovaladı. Bütün bunlar aklımı karıştırdı. O kadar. »
Kıssadan hisse, sayın seyirciler : Siz siz olun, nafilenin avlanmasına dalıp gafil avlanmayın !
---------------------------